إِلَّا رَحۡمَةٗ مِّن رَّبِّكَۚ إِنَّ فَضۡلَهُۥ كَانَ عَلَيۡكَ كَبِيرٗا 87
Rabbin sana rahmet ederek vahyetmiş olduğu Kur'an'ı çekip almadı. Muhakkak Biz onu tarafımızdan korunmuş olarak bıraktık. Kesinlikle Rabbinin sana olan lütfu büyüktür. Seni bir resûl olarak gönderdi, son peygamber olarak görevlendirdi ve sana Kur'an'ı indirdi.
Müşrikler, Kur'an'ın beşere ait bir söz olduğunu ileri sürerek, değiştirilmesi önerisinde bulundular. Bu sebeple Allah Subhanehu ve Teâlâ Kur'an'ın benzerini getirmeleri için onlara meydan okudu ve onlara şöyle buyurdu:
قُل لَّئِنِ ٱجۡتَمَعَتِ ٱلۡإِنسُ وَٱلۡجِنُّ عَلَىٰٓ أَن يَأۡتُواْ بِمِثۡلِ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ لَا يَأۡتُونَ بِمِثۡلِهِۦ وَلَوۡ كَانَ بَعۡضُهُمۡ لِبَعۡضٖ ظَهِيرٗا 88
(Ey Resûl!) De ki: Şayet insanların ve cinlerin hepsi senin üzerine indirilmiş bu Kur'an'ın belagati, güzel nazmı ve fasih sözlü olması bakımından bir benzerini getirmek üzere bir araya gelseler, birbirlerine yardım da etseler, asla onun bir benzerini getiremezler.
وَلَقَدۡ صَرَّفۡنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٖ فَأَبَىٰٓ أَكۡثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورٗا 89
Biz, bu Kur'an'da, iman etmelerini ümit ederek ders alınan öğütleri, ibretleri, emirleri, yasakları ve kıssaları çeşitlendirdik. Yine de insanların çoğu bu Kur'an'ı inkâr ederek ve reddederek iman etmediler.
Müşrikler Kur'an'ın karşısında aciz kalınca, aciz düşürmek için teklifler sunmaya başladılar ve şu önerileri sundular:
وَقَالُواْ لَن نُّؤۡمِنَ لَكَ حَتَّىٰ تَفۡجُرَ لَنَا مِنَ ٱلۡأَرۡضِ يَنۢبُوعًا 90
Müşrikler şöyle dediler: Bize Mekke'nin toprağından suyu hiç tükenip kurumayan bir su pınarı fışkırtmadıkça sana asla iman etmeyeceğiz.
أَوۡ تَكُونَ لَكَ جَنَّةٞ مِّن نَّخِيلٖ وَعِنَبٖ فَتُفَجِّرَ ٱلۡأَنۡهَٰرَ خِلَٰلَهَا تَفۡجِيرًا 91
Veya senin hurma ve üzüm ağaçları olan bir bahçen olmalı. Öyle ki içinden gürül gürül ırmaklar akmalıdır.
أَوۡ تُسۡقِطَ ٱلسَّمَآءَ كَمَا زَعَمۡتَ عَلَيۡنَا كِسَفًا أَوۡ تَأۡتِيَ بِٱللَّهِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ قَبِيلًا 92
(Söylediğin gibi) göğü üzerimize parça parça azap olarak düşürmelisin ya da iddia ettiğinin gerçek olduğuna açıkça şahitlik etmeleri için Allah'ı ve melekleri getirmelisin.
أَوۡ يَكُونَ لَكَ بَيۡتٞ مِّن زُخۡرُفٍ أَوۡ تَرۡقَىٰ فِي ٱلسَّمَآءِ وَلَن نُّؤۡمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتَّىٰ تُنَزِّلَ عَلَيۡنَا كِتَٰبٗا نَّقۡرَؤُهُۥۗ قُلۡ سُبۡحَانَ رَبِّي هَلۡ كُنتُ إِلَّا بَشَرٗا رَّسُولٗا 93
Yahut da altın ile veya başka bir ziynetle süslenip yaldızlanmış bir evin olmalı ya da göğe çıkmalısın. Göğe çıktığında Allah'ın göndermiş olduğu resûlü olduğuna dair Allah katından bizim okuyacağımız yazılı bir kitapla inmedikçe sana asla inanmayacağız. (Ey Resûl!) Onlara de ki: Rabbimi tenzih ederim. Ben sadece, diğer resûller gibi beşer bir resûlüm, bir şey getirmeye gücüm yoktur. Sizin bana önerdiğiniz şeyi nasıl getirebilirim?
وَمَا مَنَعَ ٱلنَّاسَ أَن يُؤۡمِنُوٓاْ إِذۡ جَآءَهُمُ ٱلۡهُدَىٰٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓاْ أَبَعَثَ ٱللَّهُ بَشَرٗا رَّسُولٗا 94
Kâfirlerin Allah'a ve Resûlüne iman etmelerine ve Resûl'ün getirdiğiyle amel etmelerine engel olan, sadece, kendilerine gönderilen resûlün beşer cinsinden olmasıdır. Bunun üzerine inkâr ederek şöyle dediler: "Allah, bize resûl olarak bir insan mı gönderdi?"
قُل لَّوۡ كَانَ فِي ٱلۡأَرۡضِ مَلَٰٓئِكَةٞ يَمۡشُونَ مُطۡمَئِنِّينَ لَنَزَّلۡنَا عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَلَكٗا رَّسُولٗا 95
(Ey Resûl!) Onlara cevap olarak de ki: Eğer yeryüzünde rahat/huzurlu, sizin gibi meskenlerinde oturan ve dolaşanlar melekler olsaydı; o zaman hemcinsleri olan meleklerden bir resûl gönderilirdi. Çünkü ancak o zaman gönderilmiş olduğu şeyi onlara anlatabilirdi. (Eğer yeryüzünde melekler olsaydı) Onlara beşer cinsinden bir resûl göndermemiz hikmetten uzak bir davranış olurdu. Sizin de durumunuz böyledir.
قُلۡ كَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدَۢا بَيۡنِي وَبَيۡنَكُمۡۚ إِنَّهُۥ كَانَ بِعِبَادِهِۦ خَبِيرَۢا بَصِيرٗا 96
(Ey Resûl!) De ki: Benim size bildirmek için gönderildiğim şeyi tebliğ ettiğime dair ve size resûl olarak gönderildiğime dair benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Şüphesiz O, kullarının bütün hallerini kuşatmıştır ve o hallerden herhangi bir şey O'na gizli kalmaz. O, onların nefislerinin bütün gizli hallerini bilip görendir.
Yüce Allah, iman edecekleri ümidiyle Kur'an'da öğüt, ders, emir, yasak ve kıssalardan itibar edilen her bir şeyi insanlara açıklamıştır;
Kur'an, Allah'ın kelamı ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in ebedî mucizesidir ki hiç kimsenin bu mucizenin bir benzerini getiremeye gücü yetmez.
Kullarına kendi (cinslerinden) insanlardan bir (peygamber) göndermesi Yüce Allah'ın rahmetindendir. Böyle olmasaydı Allah'ın vahyini meleklerden öğrenmeye güç yetiremezlerdi.
Elçisini mucizelerle/Kur'ân ayetleriyle desteklemesi, ona düşmanlık ve buğzedenlere karşı ona yardım etmesi, Yüce Allah'ın, Resûlüne şahitlik etmesindendir.