وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوۡمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓاْ أَخۡرِجُوهُم مِّن قَرۡيَتِكُمۡۖ إِنَّهُمۡ أُنَاسٞ يَتَطَهَّرُونَ 82
Bu ahlaksızlığı işleyen Lût kavmi haktan yüz çevirmiş ve bu yaptıklarından dolayı kendilerini inkâr edenlere karşı şöyle demişlerdir: "Lût'u ve ailesini beldenizden çıkartın. Şüphesiz onlar yapmış olduğumuz bu işten uzak duran kimselerdir. Onların bizler arasında kalmasına izin vermek bize yakışmaz.”
فَأَنجَيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ إِلَّا ٱمۡرَأَتَهُۥ كَانَتۡ مِنَ ٱلۡغَٰبِرِينَ 83
Biz de onlara, gece azabın meydana geleceği beldeden çıkmalarını emrederek onu ve -karısı hariç- bütün ailesini kurtardık. Karısı, kavmiyle beraber kalanlar arasındaydı ve ona da geride kalanlara isabet eden azap isabet etti.
وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِم مَّطَرٗاۖ فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُجۡرِمِينَ 84
Onları çamurdan taşlarla taşlayarak üzerlerine çok şiddetli bir yağmur yağdırdık ve o beldeyi baş aşağıya çevirerek altını üstüne getirdik. (Ey Peygamber!) Günahkâr bu kavmin akıbetinin nasıl son bulduğu hakkında bir düşün! Yok olmak ve devamlı bir rezil rüsvalık ile hayatları son buldu.
وَإِلَىٰ مَدۡيَنَ أَخَاهُمۡ شُعَيۡبٗاۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنۡ إِلَٰهٍ غَيۡرُهُۥۖ قَدۡ جَآءَتۡكُم بَيِّنَةٞ مِّن رَّبِّكُمۡۖ فَأَوۡفُواْ ٱلۡكَيۡلَ وَٱلۡمِيزَانَ وَلَا تَبۡخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تُفۡسِدُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ بَعۡدَ إِصۡلَٰحِهَاۚ ذَٰلِكُمۡ خَيۡرٞ لَّكُمۡ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ 85
Medyen kavmine de kardeşleri Şuayb aleyhisselam'ı gönderdik. Şuayb onlara şöyle dedi: "Ey kavmim! Bir tek Allah’a ibadet edin. O'ndan başka ibadet edilmeye müstahak bir mabud yoktur. Sizlere Rabbimden getirmiş olduğumun doğruluğuna delalet eden, Allah’tan apaçık bir kanıt ve aşikâr deliller gelmiştir. Tartıyı ve ölçüyü tam tutarak insanlara haklarını verin. Mallarını kusurlu kılarak, miktarını azaltarak veya sahiplerini kandırarak insanların mallarından eksiltmeyin. Peygamberler gönderilerek ıslah edilmesinin ardından küfür ve günah işleyerek yeryüzünü ifsat etmeyin. Eğer müminler iseniz, Allah’ın yasaklarından sakının, günahları terk edin. Yüce Allah’ın emrettiği şeyleri de yerine getirin. Zira bu emirlerin yerine getirilmesi kişiyi Yüce Allah'a yakınlaştırır.
وَلَا تَقۡعُدُواْ بِكُلِّ صِرَٰطٖ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ مَنۡ ءَامَنَ بِهِۦ وَتَبۡغُونَهَا عِوَجٗاۚ وَٱذۡكُرُوٓاْ إِذۡ كُنتُمۡ قَلِيلٗا فَكَثَّرَكُمۡۖ وَٱنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُفۡسِدِينَ 86
İnsanları tehdit ederek onların mallarını haksız yere alıp, el koymak için yolların başına oturmayın. Yüce Allah’ın dinine ulaşmak isteyen kimseleri doğru yoldan alıkoymayın. Sizler böyle yaparak Allah'ın yolunun bozuk/yamuk olmasını ve insanların bu yola girmemesini arzulamaktasınız. Nimetlerinden dolayı O'na şükretmek için, Allah’ın üzerinize olan nimetlerini çokça hatırlayın. Sizler sayıca çok azdınız da O sizlerin sayısını çoğalttı. Yeryüzünde sizden önceki bozguncuların akıbetlerinin nasıl olduğuna dikkat edin! Şüphesiz ki akıbetleri helak ve harap olmaktı.
وَإِن كَانَ طَآئِفَةٞ مِّنكُمۡ ءَامَنُواْ بِٱلَّذِيٓ أُرۡسِلۡتُ بِهِۦ وَطَآئِفَةٞ لَّمۡ يُؤۡمِنُواْ فَٱصۡبِرُواْ حَتَّىٰ يَحۡكُمَ ٱللَّهُ بَيۡنَنَاۚ وَهُوَ خَيۡرُ ٱلۡحَٰكِمِينَ 87
Rabbimden getirdiğime sizden bir grup iman etmiş, bir grup da iman etmemiştir. Ey yalanlayanlar! Hüküm verenlerin en hayırlısı ve en adaletlisi olan Yüce Allah, aranızda hüküm verene kadar bekleyin bakalım.
Livatacılık, fıtratın altüst olduğunu gösteren ahlaksız bir günahtır. Bu yüzden Yüce Allah onların beldelerini altüst ederek altını üstüne çevirmiştir. Böylece işlemiş oldukları günahın türünden bir ceza kendilerine gönderilmiştir.
Şuayb aleyhisselam'ın da içinde bulunduğu bütün peygamberler tarafından yapılan davet iki temele dayanır: Yüce Allah’ın emirlerini tazim etmek ki bu esas, tevhidi ikrar etmeyi ve peygamberleri tasdik etmeyi kapsar. Yaratılanlara karşı merhametli olmak ki bu esas hak yemek, bozgunculuk yapmak ve bütün çeşitleriyle canlılara eziyet etmek gibi davranışları terk etmeyi kapsar.
Yeryüzünün ıslah edilmesinin ardından bozgunculuk yapmak insanlık adına işlenmiş toplumsal bir suçtur. Çünkü yeryüzünün inanç ve ahlak bakımından düzelmesi herkes için hayırlıdır. Yeryüzünün ifsadı ise insanlara karşı haksızlık etmektir.
Günahların en azim, en büyük, en şiddetli ve en çirkinlerinden biri de, dinen haksızlık yaparak bir mülke zor kullanarak/cebren el koymaktır. Bu şüphesiz gasp, zulüm, gaddarlık ve insanlara karşı münkeri yaymak, onunla amel etmek, üzerinde ısrar etmek ve onu kabul etmek demektir.