۞قَالَ أَلَمۡ أَقُل لَّكَ إِنَّكَ لَن تَسۡتَطِيعَ مَعِيَ صَبۡرٗا 75
Hızır, Mûsâ aleyhisselam'a şöyle dedi: "Şüphesiz ki ben sana dedim ki: (Ey Mûsâ!) Yapacağım şeylere sabredemezsin."
قَالَ إِن سَأَلۡتُكَ عَن شَيۡءِۢ بَعۡدَهَا فَلَا تُصَٰحِبۡنِيۖ قَدۡ بَلَغۡتَ مِن لَّدُنِّي عُذۡرٗا 76
Mûsâ aleyhisselam şöyle dedi: "Eğer bundan sonra sana bir şey soracak olursam beni bırak. Muhakkak ki ben, senin emrine iki kere muhalefet ettim. Artık mazur görülecek bir şeyim kalmadı, bundan sonra beni bırakabilirsin."
فَٱنطَلَقَا حَتَّىٰٓ إِذَآ أَتَيَآ أَهۡلَ قَرۡيَةٍ ٱسۡتَطۡعَمَآ أَهۡلَهَا فَأَبَوۡاْ أَن يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارٗا يُرِيدُ أَن يَنقَضَّ فَأَقَامَهُۥۖ قَالَ لَوۡ شِئۡتَ لَتَّخَذۡتَ عَلَيۡهِ أَجۡرٗا 77
O ikisi yolculuklarına devam etti. Nihayet ulaştıkları kasaba halkından kendileri için yiyecek istediler. Kasaba halkı o ikisine yemek vermekten ve o ikisini misafir etme hakkını yerine getirmekten imtina etti. Onlar da kasabada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular. Hızır duvarı düzeltti. Bunun akabinde Mûsâ aleyhisselam, Hızır'a dedi ki: "Onlar bizi misafir etmekten imtina etmişken, ihtiyacımız da olduğu için, eğer isteseydin buna karşılık bir ücret alabilirdin."
قَالَ هَٰذَا فِرَاقُ بَيۡنِي وَبَيۡنِكَۚ سَأُنَبِّئُكَ بِتَأۡوِيلِ مَا لَمۡ تَسۡتَطِع عَّلَيۡهِ صَبۡرًا 78
Hızır, Mûsâ aleyhisselam'a dedi ki: "Duvarı düzeltmem sebebiyle bir ücret almayışıma itiraz etmen benim ile senin aranda ayrılık sebebidir. Beni bir şey yaparken gördüğünde sabredemediğin şeylerin açıklamasını sana haber vereceğim."
أَمَّا ٱلسَّفِينَةُ فَكَانَتۡ لِمَسَٰكِينَ يَعۡمَلُونَ فِي ٱلۡبَحۡرِ فَأَرَدتُّ أَنۡ أَعِيبَهَا وَكَانَ وَرَآءَهُم مَّلِكٞ يَأۡخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ غَصۡبٗا 79
Kusurlu kılmama karşı çıktığın gemiye gelince; o gemi, denizde çalışan ve onu savunmaya güçleri olmayan yoksul kimselere ait idi. Biraz önce bahsettiğim sebepten dolayı onu kusurlu kılmak istedim ki onların önünde, her sağlam gemiyi gasbeden ve kusurlu gemiyi bırakan kral, onu da gasbetmesin.
وَأَمَّا ٱلۡغُلَٰمُ فَكَانَ أَبَوَاهُ مُؤۡمِنَيۡنِ فَخَشِينَآ أَن يُرۡهِقَهُمَا طُغۡيَٰنٗا وَكُفۡرٗا 80
Kendisini öldürmeme karşı çıktığın çocuğa gelince, onun anne-babası mümin idi. Yüce Allah ilmiyle onun kâfir olacağını biliyordu. Büluğa erdikten sonra anne-babasını, onun sevgisinin ya da ona olan ihtiyaçlarının aşırıya giderek Allah'a iman etmede küfre düşürmesinden ve azgınlığa sevk etmesinden korktuk.
فَأَرَدۡنَآ أَن يُبۡدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيۡرٗا مِّنۡهُ زَكَوٰةٗ وَأَقۡرَبَ رُحۡمٗا 81
Allah Teâlâ'nın o ikisine, dinde ve salih olmada daha hayırlısını, günahlardan temizlenmiş ve ondan (ölen kardeşinden) anne-babasına daha merhametli bir çocuk vermesini istedik.
وَأَمَّا ٱلۡجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَٰمَيۡنِ يَتِيمَيۡنِ فِي ٱلۡمَدِينَةِ وَكَانَ تَحۡتَهُۥ كَنزٞ لَّهُمَا وَكَانَ أَبُوهُمَا صَٰلِحٗا فَأَرَادَ رَبُّكَ أَن يَبۡلُغَآ أَشُدَّهُمَا وَيَسۡتَخۡرِجَا كَنزَهُمَا رَحۡمَةٗ مِّن رَّبِّكَۚ وَمَا فَعَلۡتُهُۥ عَنۡ أَمۡرِيۚ ذَٰلِكَ تَأۡوِيلُ مَا لَمۡ تَسۡطِع عَّلَيۡهِ صَبۡرٗا 82
Yıkılmaya yüz tutmuş duvarı düzeltmeme karşı çıkmana gelince, bu duvar gelmiş olduğumuz şehirde babaları ölmüş iki çocuğa aitti. Bu duvarın altında o ikisine ait gömülü bir hazine vardı. Bu iki çocuğun babası salih bir kimseydi. (Ey Mûsâ!) Rabbin olgunluk yaşına ulaşıp büyümelerini istedi ki o duvarın altında bulunan gömülü mallarını kendileri çıkarsınlar. Eğer duvar şimdi çökecek olsaydı hazine ortaya çıkacak ve zayi olacaktı. Bu önlem Rabbinin o ikisine olan merhametindendi. Ben bunu kendi içtihadımla yapmadım, senin sabremediğin şeylerin iç yüzü işte budur.
Yüce Allah, Hızır kıssası ile Zülkarneyn kıssası arasında bir bağ olduğu için bu iki olayı peş peşe zikretti. Çünkü her ikisi de zayıfları korumaya çaba sarf etmiştir. Yüce Allah ardından şöyle buyurdu:
وَيَسَۡٔلُونَكَ عَن ذِي ٱلۡقَرۡنَيۡنِۖ قُلۡ سَأَتۡلُواْ عَلَيۡكُم مِّنۡهُ ذِكۡرًا 83
(Ey Resûl!) Müşrik ve Yahudiler, Zülkarneyn'in haberini sorarak seni imtihan etmek istiyorlar. De ki: "Öğüt almanız ve hatırlamanız için onun haberinden bir kısmını size okuyacağım."
Bir şey hakkında hüküm verirken acele etmemek, emin olmak ve düşünerek hareket etmek gerekir.
Şüphesiz ki işler zahirde göründüğü üzere icra edilir. Can, mal ve diğer dünyevî hükümler buna ilhak edilir.
(Zaruret halinde) Küçük kötülükler işlenerek büyük kötülüklere engel olunur. İkisinden biri bırakılarak büyük maslahat dikkate alınır.
Yakın arkadaşa yakışan tavır, ancak gönlünü alıp mazur gördükten sonra arkadaşından ayrılıp da arkadaşlığını bitirmemesidir.
Hayrı O'na nispet edip, şer olanı nispet etmeyerek lafızlarda Allah Teâlâ'ya karşı edepli olan üslubu kullanmak gerekir.
Allah, salih olan kulu ve ondan sonra gelen zürriyetini muhafaza eder.