كَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ كَانُوٓاْ أَشَدَّ مِنكُمۡ قُوَّةٗ وَأَكۡثَرَ أَمۡوَٰلٗا وَأَوۡلَٰدٗا فَٱسۡتَمۡتَعُواْ بِخَلَٰقِهِمۡ فَٱسۡتَمۡتَعۡتُم بِخَلَٰقِكُمۡ كَمَا ٱسۡتَمۡتَعَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُم بِخَلَٰقِهِمۡ وَخُضۡتُمۡ كَٱلَّذِي خَاضُوٓاْۚ أُوْلَٰٓئِكَ حَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ 69
(Ey münafıklar topluluğu!) Sizler, küfür ve alay etmede sizden önceki yalanlayan ümmetler gibisiniz. Onlar sizden daha güçlüydü ve sizden daha çok mala ve evlada sahiplerdi. Dünya lezzetlerinden ve arzularından kendi nasiplerinde yazılmış olandan faydalandılar. Sizler de (ey münafıklar!) Sizden önce nasiplerinden yararlanan ve (peygamberlerini) yalanlayan ümmetler gibi size takdir olunduğu kadar yararlanın. Önceki ümmetlerin, peygamberlerini yalanladıkları ve onları ayıpladıkları gibi siz de hakkı yalanlamaya daldınız. Resûl sallallahu aleyhi ve sellem'i ayıplayıp kınadınız. Kınanmış ve bu sıfatlar ile nitelenmiş olan bu kimselerin amelleri, küfürleri sebebiyle Allah katında fesada uğramış ve boşa gitmiştir. Kendi nefislerini helak olmaya sürüklemeleri sebebiyle nefislerini hüsrana uğratanlar bunlardır.
أَلَمۡ يَأۡتِهِمۡ نَبَأُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ قَوۡمِ نُوحٖ وَعَادٖ وَثَمُودَ وَقَوۡمِ إِبۡرَٰهِيمَ وَأَصۡحَٰبِ مَدۡيَنَ وَٱلۡمُؤۡتَفِكَٰتِۚ أَتَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِۖ فَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظۡلِمَهُمۡ وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ 70
Bu münafıklara, kendilerinden önce gelen ve peygamberlerini yalanlayan toplulukların başına gelen cezalandırmanın haberi gelmedi mi?! Nuh, Ad ve Semud kavimlerinin, İbrahim'in kavminin, Medyen halkının ve Lut kavmi şehirlerinin -ki peygamberleri onlara apaçık deliller ve kesin kanıtlar ile gelmişlerdi-. Yüce Allah onlara zulmetmedi. Peygamberleri onları uyarmıştı fakat onlar, Allah'a (iman etmeyip) kâfir oldukları ve Allah Teâlâ'nın peygamberlerini yalanladıkları için kendi nefislerine zulmetmişlerdi.
وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتُ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلِيَآءُ بَعۡضٖۚ يَأۡمُرُونَ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَيَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَيُطِيعُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓۚ أُوْلَٰٓئِكَ سَيَرۡحَمُهُمُ ٱللَّهُۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٞ 71
İman aralarını birleştirdiği için mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin yardımcıları ve destekçileridir. "Onlar marufu/iyiliği emrederler:" Maruf (iyilik); Allah Teâlâ için sevgili olan ve O'na itaatin çeşitlerinden olan tevhid ve namaz gibi şeylerdir. "Kötülükten/münkerden alıkoyarlar:" Kötülük (münker); Yüce Allah'ın kızıp gazap etmesine neden olan küfür ve faiz gibi günahlardır. "Namazı dosdoğru kılarlar:" Yani namazı en mükemmel şekilde eda ederler. Yüce Allah'a ve O'nun Resûlüne itaat ederler. İşte övülmüş olan bu sıfatlarla vasıflanmış olanlar var ya, Allah onları rahmetine sokacaktır. Allah Aziz'dir, hiç kimse O'na karşı galip gelemez. O yarattıklarında, şeriatında ve idaresinde hüküm ve hikmet sahibidir.
وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ جَنَّٰتٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَمَسَٰكِنَ طَيِّبَةٗ فِي جَنَّٰتِ عَدۡنٖۚ وَرِضۡوَٰنٞ مِّنَ ٱللَّهِ أَكۡبَرُۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ 72
Allah Teâlâ, kıyamet gününde, içinde ebedî kalacakları ve saraylarının altından ırmaklar akan cennetlere sokmayı Allah'a iman eden mümin erkeklere ve mümin kadınlara va'detmiştir. Orada ölmezler ve nimetleri bitmek bilmez. Onlara, içinde kalacakları güzel meskenler olan sürekli kalacakları cennetler ve bu nimetlerin hepsinden daha büyük bir nimet olan rızasını va'detmiştir. İşte burada zikredilen bu büyük karşılık; hiçbir kurtuluşun kendisine erişemeyeceği büyük kurtuluştur.
Kâfirlere ve münafıklara her asırda azap edilmesinin tek sebebi; onların, dünyayı ahirete tercih etmeleri, (sadece) dünyadan faydalanmaları, peygamberleri yalanlamaları, onlara tuzak kurmaları, hile yapmaları ve hıyanet etmeleridir.
Helak edilmiş önceki ümmetlerin helak edilmelerinin sebebi küfürleri ve yalanlamalarıdır. Onların helak edilmelerinde ibret alan akıl sahipleri için birçok nasihat ve ibret vardır.
Kadınlar ve erkekler olarak iman ehli birbirlerine bağlı, birbirleriyle yardımlaşan ve birbirlerine destek olup kollayan tek bir ümmettirler. Onların kalpleri sevgi, muhabbet ve şefkatli olmada birdir.
Göklerin ve yerin Rabbinin rızası, cennet nimetlerinden daha büyüktür. Çünkü manevî mutluluk maddî mutluluktan daha faziletlidir.