وَلَقَدۡ صَرَّفۡنَا فِي هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ لِلنَّاسِ مِن كُلِّ مَثَلٖۚ وَكَانَ ٱلۡإِنسَٰنُ أَكۡثَرَ شَيۡءٖ جَدَلٗا 54
Biz, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e indirilen bu Kur'an'da insanların hatırlamaları ve öğüt almaları için çok çeşitli örnekler verdik. İnsanların haksız yere tartışmaya en çok düşkün olanları -özellikle- kafirlerdir.
وَمَا مَنَعَ ٱلنَّاسَ أَن يُؤۡمِنُوٓاْ إِذۡ جَآءَهُمُ ٱلۡهُدَىٰ وَيَسۡتَغۡفِرُواْ رَبَّهُمۡ إِلَّآ أَن تَأۡتِيَهُمۡ سُنَّةُ ٱلۡأَوَّلِينَ أَوۡ يَأۡتِيَهُمُ ٱلۡعَذَابُ قُبُلٗا 55
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in Rabbinden getirdiğine iman etmek ile inat eden kâfirlerin arasına perde olan ve Yüce Allah'tan günahları için mağfiret dilemelerine mani olan şey yapılan açıklamanın eksikliği değildir. Kur'an'da bu hususta onlar için birçok örnek verildi. Onlara apaçık delillerle açıklandı. Onların iman etmelerine mani olan -inatla- kendilerinden önce gelip geçmiş ümmetlerin başına gelen azabın kendilerine de gelmesini istemeleri ve va'dedildikleri azabı gözleriyle görmek istemeleridir.
وَمَا نُرۡسِلُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ إِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَۚ وَيُجَٰدِلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِٱلۡبَٰطِلِ لِيُدۡحِضُواْ بِهِ ٱلۡحَقَّۖ وَٱتَّخَذُوٓاْ ءَايَٰتِي وَمَآ أُنذِرُواْ هُزُوٗا 56
Gönderdiğimiz resûllerimizi, ancak iman ve itaat ehline müjdeci, kâfirlere ve isyankârlara karşı korkutucu olarak göndeririz. Resûllerin, kalpler üzerinde onları hidayete taşıyacak hükümranlıkları yoktur. Kendilerine takdim edilen delillerin apaçık olmasına rağmen Allah'a küfredenler sürekli mücadele ederler. Batıllarıyla, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e indirilen hakkı yok etmek için mücadele ederler. Kur'an'ı ve kendilerine yapılan uyarıları gülünecek bir şey ve alay konusu yaparlar.
وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بَِٔايَٰتِ رَبِّهِۦ فَأَعۡرَضَ عَنۡهَا وَنَسِيَ مَا قَدَّمَتۡ يَدَاهُۚ إِنَّا جَعَلۡنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ أَكِنَّةً أَن يَفۡقَهُوهُ وَفِيٓ ءَاذَانِهِمۡ وَقۡرٗاۖ وَإِن تَدۡعُهُمۡ إِلَى ٱلۡهُدَىٰ فَلَن يَهۡتَدُوٓاْ إِذًا أَبَدٗا 57
Rabbinin ayetleriyle nasihat edildiğinde onlardaki azap tehdidini önemsemeyen ve o (ayetlerde) zikredilenlerden nasihat almaktan yüz çeviren, dünya hayatında işlemiş olduğu küfürleri, isyanları unutup, tövbe etmeyen kimseden daha zalim kim olabilir? Biz bu kişinin ve bu özelliklerde olan kişilerin kalplerine, Kur'an'ı anlamalarını engelleyen örtüler, kulaklarına da ağırlık koymuşuzdur. Bu yüzdendir ki Kur'an'ı kabul etmek için dinlemezler. Onları iman etmeye davet etsen bile kalplerinin üzerinde örtüler ve kulaklarında ağırlık olduğu müddetçe senin onları davet ettiğine asla iman etmezler.
وَرَبُّكَ ٱلۡغَفُورُ ذُو ٱلرَّحۡمَةِۖ لَوۡ يُؤَاخِذُهُم بِمَا كَسَبُواْ لَعَجَّلَ لَهُمُ ٱلۡعَذَابَۚ بَل لَّهُم مَّوۡعِدٞ لَّن يَجِدُواْ مِن دُونِهِۦ مَوۡئِلٗا 58
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in kendisini yalanlayanların başına bir an önce azabın gelmesini istememesi için, Allah Teâlâ ona şöyle buyurdu: (Ey Resûl!) Rabbin, tövbe eden kullarının günahlarını bağışlar. O, rahmeti her şeyden geniş olandır. Kendisine isyan eden kulların tövbe etmelerini ümit ederek onlara mühlet vermesi de rahmetindendir. Eğer Allah Teâlâ, kendisinin emirlerinden yüz çevirenleri cezalandırmayı dileseydi onları dünya hayatında cezalandırırdı. Fakat O Halim'dir, Rahim'dir, tövbe etmeleri için onlardan azabı erteler. Küfürlerine ve haktan uzaklaşmalarına karşılık onlar için belirlenmiş bir mekân ve zaman vardır. Eğer bu yaptıklarından tövbe etmezlerse Allah'tan başka sığınılacak bir yer bulamayacaklardır.
وَتِلۡكَ ٱلۡقُرَىٰٓ أَهۡلَكۡنَٰهُمۡ لَمَّا ظَلَمُواْ وَجَعَلۡنَا لِمَهۡلِكِهِم مَّوۡعِدٗا 59
İşte size yakın olan şu kâfir ülkeleri; Hûd. Salih ve Şuayb kavminin ülkeleri gibileri kendilerine küfrederek ve isyan ederek zulmettiklerinde helak ettik. Onların helak olmaları için belli bir vakit kıldık.
وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِفَتَىٰهُ لَآ أَبۡرَحُ حَتَّىٰٓ أَبۡلُغَ مَجۡمَعَ ٱلۡبَحۡرَيۡنِ أَوۡ أَمۡضِيَ حُقُبٗا 60
(Ey Resûl!) De ki: Mûsâ aleyhisselam hizmetçisi Yûşâ b. Nûn'a şöyle demişti: "İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar yürümeye devam edeceğim veya salih kulla buluşuncaya kadar uzun zaman yürüyeceğim ve ondan ilim öğreneceğim.''
فَلَمَّا بَلَغَا مَجۡمَعَ بَيۡنِهِمَا نَسِيَا حُوتَهُمَا فَٱتَّخَذَ سَبِيلَهُۥ فِي ٱلۡبَحۡرِ سَرَبٗا 61
Yürümeye devam ettiler. İki denizin birleştiği yere ulaştıklarında kendilerine azık olarak almış oldukları balıklarını unuttular. Allah Teâlâ balığı diriltti ve ardından balık denizde suyun kapatmadığı tünel gibi bir yerden yol bulup gitti.
Kur'an son derece azametli, ihtişamlı ve kapsamlıdır. Çünkü Kur'an'da her faydalı ilme ve ebedî saadete ulaştıran ve tüm şerli şeylerden koruyan bütün yöntemler bulunmaktadır.
Hakka karşı batıl ile mücadele eden bozguncuların çaresiz bırakılmaları, hakkın ortaya çıkmasının, batılın ve fesadın aşikâr olmasının en büyük sebeplerinden biridir. Bu ise Allah Teâlâ'nın hikmeti ve rahmetindendir.
Ayetlerde hakkı öğrendikten sonra onu terk edenler, hakla arasına bir engelin konulması ve bir daha ona ulaşamamakla korkutulmuşlardır. Zira bu çok korkutan, sakınılması gereken bir husustur.
İlmin üstünlüğü ve onu talep etmek için yolculuk yapmanın, bulundukları ülkeler uzak olsa dahi üstün, erdemli kimselerle ve âlimlerle buluşmayı bir fırsat olarak değerlendirmenin önemine işaret vardır.
"el-Hût," her türlü büyük ve küçük balığa denir. Kur'an-ı Kerim'de, balık anlamına gelen "semek" lafzı geçmemiştir. Sadece "Hût, Nûn ve taze et" olarak zikredilmiştir.