وَكَذَٰلِكَ فَتَنَّا بَعۡضَهُم بِبَعۡضٖ لِّيَقُولُوٓاْ أَهَٰٓؤُلَآءِ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡهِم مِّنۢ بَيۡنِنَآۗ أَلَيۡسَ ٱللَّهُ بِأَعۡلَمَ بِٱلشَّٰكِرِينَ 53
Böylece onları birbirleriyle imtihan ettik. Dünyadaki rızıklarında birbirlerinden farklı kıldık ve kendilerini onunla imtihan ettik ki zengin olan kâfirler fakir olan müminlere, "Aramızdan Allah'ın kendilerine hidayeti lütfettiği ve ihsanda bulunduğu kimseler bunlar mı?" desinler. "Şayet iman etmek hayırlı bir şey olsaydı bunlar bizden önce iman etmezlerdi. Hâlbuki öncelik bize aittir." Allah, nimetlerine şükredenleri dahi iyi bilen ve böylece onları iman etmeye muvaffak kılıp bunu uygun hale getirendir. Kâfirleri de en iyi bilen O'dur, onları mahrum bırakır da onlar iman etmezler. Evet, gerçekten onları en iyi bilen Allah'tır.
وَإِذَا جَآءَكَ ٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بَِٔايَٰتِنَا فَقُلۡ سَلَٰمٌ عَلَيۡكُمۡۖ كَتَبَ رَبُّكُمۡ عَلَىٰ نَفۡسِهِ ٱلرَّحۡمَةَ أَنَّهُۥ مَنۡ عَمِلَ مِنكُمۡ سُوٓءَۢا بِجَهَٰلَةٖ ثُمَّ تَابَ مِنۢ بَعۡدِهِۦ وَأَصۡلَحَ فَأَنَّهُۥ غَفُورٞ رَّحِيمٞ 54
(Ey Resûl!) Senin getirdiklerinin sadık olduğuna şahitlik edenler ve ayetlerimize iman edenler yanına geldikleri zaman onlara ikram olarak onların selamını al. Onları Allah'ın rahmetinin genişliğiyle müjdele. Kesinlikle Allah kendi üzerine rahmeti lütuf olarak vacip kıldı. Bu itibarla, içinizden her kim bilmeyerek ve cehaletle bir kötülük işler, bundan sonra da tövbe eder ve amelini ıslah ederse, şüphesiz Allah, onun işlemiş olduğu günahı bağışlar. Allah, tövbe eden kullarını bağışlar, onlara merhamet eder.
وَكَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلۡأٓيَٰتِ وَلِتَسۡتَبِينَ سَبِيلُ ٱلۡمُجۡرِمِينَ 55
Zikredileni sana açıklayıp gösterdiğimiz gibi delillerimizi ve hüccetlerimizi batıl ehline karşı da açıklıyoruz. Aynı zamanda günahkârların yolundan ve metotlarından sakınmak, tedbirli ve ihtiyatlı olmak için açıklıyoruz.
قُلۡ إِنِّي نُهِيتُ أَنۡ أَعۡبُدَ ٱلَّذِينَ تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِۚ قُل لَّآ أَتَّبِعُ أَهۡوَآءَكُمۡ قَدۡ ضَلَلۡتُ إِذٗا وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلۡمُهۡتَدِينَ 56
(Ey Resûl!) De ki: Şüphesiz Allah, benim sizin Allah'tan başka ibadet ettiklerinize ibadet etmemi yasakladı. (Ey Resûl!) De ki: Allah'tan başkasına ibadet etmede sizin hevâlarınıza uymam. Eğer bunda sizin arzularınıza uyarsam hak yoldan sapanlardan olurum ve onu bir daha bulamam. Allah'ın katından gelen delili bırakıp hevâsının yoluna sapanın hali böyledir.
قُلۡ إِنِّي عَلَىٰ بَيِّنَةٖ مِّن رَّبِّي وَكَذَّبۡتُم بِهِۦۚ مَا عِندِي مَا تَسۡتَعۡجِلُونَ بِهِۦٓۚ إِنِ ٱلۡحُكۡمُ إِلَّا لِلَّهِۖ يَقُصُّ ٱلۡحَقَّۖ وَهُوَ خَيۡرُ ٱلۡفَٰصِلِينَ 57
(Ey Resûl!) Bu müşriklere de ki: Muhakkak ben Rabbimden apaçık bir burhan üzereyim, hevâ üzere değilim. Siz bu burhanı yalanladınız. Sizin çabuk gelmesini istediğiniz azap ve harikulade mucizeler benim yanımda değildir. Şüphesiz bu, Allah'ın elindedir. Hüküm -sizin talep ettiğiniz şeylerle ilgili olanlar da- yalnız Allah’a aittir. O, hakkı söyler ve onunla hükmeder. O Subhanehu veTeâlâ hak ile batılı birbirinden ayırt edenlerin ve açıklayanların en hayırlısıdır.
قُل لَّوۡ أَنَّ عِندِي مَا تَسۡتَعۡجِلُونَ بِهِۦ لَقُضِيَ ٱلۡأَمۡرُ بَيۡنِي وَبَيۡنَكُمۡۗ وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِٱلظَّٰلِمِينَ 58
(Ey Resûl!) Onlara de ki: Eğer sizin acele istediğiniz azap bende ve benim elimde olsaydı onu üzerinize indirirdim. O zaman da benimle sizin aranızda olan iş bitmiş olurdu. Şüphesiz Allah, zalimlere ne kadar mühlet vereceğini ve onları ne zaman cezalandıracağını en iyi bilendir.
۞وَعِندَهُۥ مَفَاتِحُ ٱلۡغَيۡبِ لَا يَعۡلَمُهَآ إِلَّا هُوَۚ وَيَعۡلَمُ مَا فِي ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِۚ وَمَا تَسۡقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلَّا يَعۡلَمُهَا وَلَا حَبَّةٖ فِي ظُلُمَٰتِ ٱلۡأَرۡضِ وَلَا رَطۡبٖ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِتَٰبٖ مُّبِينٖ 59
Gaybın hazineleri yalnız Allah'ın elindedir. Onları, O'ndan başka kimse bilmez. Karada bulunan hayvan, bitki ve cansız bütün varlıkları bilir. Denizde bulunan bütün hayvan, bitki ve cansızları da bilir. Herhangi bir yerde bir yaprak düşse, yeryüzünde saklı her bir tane, yaş ve kuru olan her bir şey apaçık bir kitapta; Levh-i Mahfuz'da bulunmaktadır.
Allah Teâlâ kulların bazılarını bazılarına fitne kılar. Rızıkta, küfürde ve iman etmede dereceleri birbirinden farklıdır. Rızkın genişliği ve darlığı küfre/inkâra ve imana bağlı değildir.
Güler yüzlü olmak, selam vermek, sade olmak ve arkadaşlarının mutluluğu ile mutluluk duymak davetçi kişinin ahlakındandır.
Hakka davet eden kimse akidesinde, menhecinde ve davranışlarında hevâ ve hevesten sakınmalıdır.
Gayb ilminde Allah Azze ve Celle'nin tek başına olduğu, hiçbir ortağının bulunmadığı ve bu hususta ilminin genişliği ispat edilmiştir. Şüphesiz hiçbir şey O'na gizli kalmaz ve O, mahlukatı hakkında hiçbir şeyi unutmaz. Her şey en ince ayrıntısına kadar Allah Subhanehu ve Teâlâ'nın katında yazılmıştır, kayıt altındadır.