مَّا لَهُم بِهِۦ مِنۡ عِلۡمٖ وَلَا لِأٓبَآئِهِمۡۚ كَبُرَتۡ كَلِمَةٗ تَخۡرُجُ مِنۡ أَفۡوَٰهِهِمۡۚ إِن يَقُولُونَ إِلَّا كَذِبٗا 5
Allah Teâlâ'nın bir çocuk edindiğini iddia eden iftiracıların bu meselede ilimleri ve delilleri yoktur. Onların taklit etmiş oldukları babalarının da bu konuda bilgileri yoktur. Ne olduğunu akledip idrak etmeden ağızlarından çıkan söz, çirkin (bir söz olarak) ne kadar da büyük bir sözdür. Onların söyledikleri, aslı ve dayanağı olmayan yalan sözden başka bir şey değildir.
فَلَعَلَّكَ بَٰخِعٞ نَّفۡسَكَ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمۡ إِن لَّمۡ يُؤۡمِنُواْ بِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَسَفًا 6
(Ey Resûl!) Eğer onlar bu Kur'an'a iman etmeyecek olurlarsa neredeyse onlar için kendini üzüntü, gam ve kederden helak edeceksin. Sen asla üzülme, onların hidayetinden sorumlu değilsin. Senin üzerine düşen, sadece onlara hakkı tebliğ etmektir.
إِنَّا جَعَلۡنَا مَا عَلَى ٱلۡأَرۡضِ زِينَةٗ لَّهَا لِنَبۡلُوَهُمۡ أَيُّهُمۡ أَحۡسَنُ عَمَلٗا 7
Biz yeryüzünde bulunan mahlukatı, onun için bir güzellik ve süs olarak yarattık ki insanlardan hangisi Allah'ı razı eden daha güzel amel işleyecek ve hangisi daha kötü amel işleyecek, bunu sınayalım. Bütün bunları da her kişiye, işlemiş olduğu amelin karşılığını vermek için yaptık.
وَإِنَّا لَجَٰعِلُونَ مَا عَلَيۡهَا صَعِيدٗا جُرُزًا 8
Biz yeryüzündeki bütün mahlukatın hayatı sona erdikten sonra, onları üzerinde hiçbir ot bitmeyen çorak bir toprak haline getireceğiz. Bundan ibret alın.
أَمۡ حَسِبۡتَ أَنَّ أَصۡحَٰبَ ٱلۡكَهۡفِ وَٱلرَّقِيمِ كَانُواْ مِنۡ ءَايَٰتِنَا عَجَبًا 9
(Ey Resûl!) Sadece Ashâb-ı Kehf'in ve isimlerinin yazılı bulunduğu levhanın kıssasının şaşılacak ayetlerimizden olduğunu zannetme. Bilakis göklerin ve yerin yaratılışı gibi diğerleri daha çok şaşılacak şeylerdir.
إِذۡ أَوَى ٱلۡفِتۡيَةُ إِلَى ٱلۡكَهۡفِ فَقَالُواْ رَبَّنَآ ءَاتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحۡمَةٗ وَهَيِّئۡ لَنَا مِنۡ أَمۡرِنَا رَشَدٗا 10
(Ey Resûl!) Dinleri için kaçıp mağaraya sığınan mümin gençlerin dualarında şöyle dediklerini söyle: "Rabbimiz, bize katından rahmet vererek günahlarımızı bağışla. Ve bizi düşmanlarımızdan kurtar. Kâfirlerden (kaçarak) yaptığımız hicrette ve iman edişimizde hak ve doğru yola ulaşmamız için bize hidayet ver."
فَضَرَبۡنَا عَلَىٰٓ ءَاذَانِهِمۡ فِي ٱلۡكَهۡفِ سِنِينَ عَدَدٗا 11
Bunun üzerine Biz onların (grup halinde dinleri adına toplumlarından ayrılarak) mağaraya sığınmalarından sonra bütün sesleri duymayacak şekilde kulaklarına perde çektik ve mağarada onları çok uzun seneler uyuttuk.
ثُمَّ بَعَثۡنَٰهُمۡ لِنَعۡلَمَ أَيُّ ٱلۡحِزۡبَيۡنِ أَحۡصَىٰ لِمَا لَبِثُوٓاْ أَمَدٗا 12
Sonra da bunun bilgisini ortaya çıkararak birbiriyle çekişen iki gruptan hangisinin mağarada (uykuda kalanların) uykuda kaldıkları süreyi daha iyi hesapladığını görmek için onları uzun uykularından uyandırdık.
نَّحۡنُ نَقُصُّ عَلَيۡكَ نَبَأَهُم بِٱلۡحَقِّۚ إِنَّهُمۡ فِتۡيَةٌ ءَامَنُواْ بِرَبِّهِمۡ وَزِدۡنَٰهُمۡ هُدٗى 13
(Ey Resûl!) Biz onların başından geçen ve hakkında hiçbir şüphenin olmadığı doğru haberi anlatarak seni bu konuda bilgilendiriyoruz. Şüphesiz onlar Rablerine iman edip O'na itaat ederek amel etmiş gençlerdir. Biz de onların hak üzere sabit kalmalarını ve hidayetlerini arttırdık.
وَرَبَطۡنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ إِذۡ قَامُواْ فَقَالُواْ رَبُّنَا رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ لَن نَّدۡعُوَاْ مِن دُونِهِۦٓ إِلَٰهٗاۖ لَّقَدۡ قُلۡنَآ إِذٗا شَطَطًا 14
Allah'ın birliğine olan imanlarını kâfir kralın huzurunda ilan ettiklerinde Biz o gençlerin kalplerini, imanla, iman üzerine sabit kalması ve vatanlarını terk etmeye sabretmeleri için sağlamlaştırdık. Onlar o vakit kalkarak şöyle dediler: "İman edip ibadet ettiğimiz Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. O'ndan başka yalan yere ilah oldukları iddia edilenlere asla ibadet etmeyeceğiz. -Şayet O'ndan başkasına ibadet edersek- haktan uzak adaletsiz bir söz söylemiş oluruz."
هَٰٓؤُلَآءِ قَوۡمُنَا ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةٗۖ لَّوۡلَا يَأۡتُونَ عَلَيۡهِم بِسُلۡطَٰنِۢ بَيِّنٖۖ فَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبٗا 15
Bundan sonra gençler birbirlerinin yüzlerine bakarak şöyle dediler: Şu bizim kavmimiz Allah ile birlikte ibadet etmek için başka ilahlar edindiler. Aynı zamanda kendilerinin o ibadet ettikleri ilahlar hakkında herhangi bir açık delilleri de yoktur. Allah'a ortak koşma hususunda hiçbir kimse yalan uydurup iftira atandan daha zalim olamaz.
Allah'a davet eden davetçinin üzerine düşen, Yüce Allah'a tevekkülle beraber gücünün ulaşabileceği son noktaya kadar gayret edip çaba harcamasıdır. Eğer (davet ettikleri,) hak davetlerine uyup hidayete gelirlerse ne güzel, yok eğer bir netice alamazsa o zaman üzülmez ve pişman da olmaz.
Ashâb-ı Kehf'in (uykuda) ne kadar kaldıklarını bilmek, hesabın kontrolü içindir. Ayrıca bu, Allah Teâlâ'nın kamil olan kudretini, hikmetini ve rahmetini gösterir.
Ayetlerde, fitneden korkarak dinini daha iyi yaşayabilmek için uzaklaşmak ve aileyi, çocukları, akrabaları, dostları, vatanları ve malları terk edip hicret etmek hakkında açık bir delil vardır.
Gençlerin terbiyesi ve yetiştirilmesi ile ilgilenmenin zaruri ve önemli olduğu. Çünkü gençlerin kalpleri ve yürekleri daha temiz, daha hamasetli/coşkulu olduğu için toplumların kalkınması onların üzerinden olacaktır.