لَقَدِ ٱبۡتَغَوُاْ ٱلۡفِتۡنَةَ مِن قَبۡلُ وَقَلَّبُواْ لَكَ ٱلۡأُمُورَ حَتَّىٰ جَآءَ ٱلۡحَقُّ وَظَهَرَ أَمۡرُ ٱللَّهِ وَهُمۡ كَٰرِهُونَ 48
(Ey Peygamber!) Münafıklar, Tebuk gazvesinden önce de müminlerin kelimesini (saflarını) bölerek bozgunculuk yapmak için çabalamış, hileler yaparak sana karşı birtakım işler çevirmeye kalkmışlardı. Olur ki onların hileleri senin cihada çıkma hususundaki azmini kırabilir. Ancak Yüce Allah'ın sana yardımı ve desteği gelmiştir. Onlar (münafıklar) hoşlanmasalar da Yüce Allah dinini yüceltir ve düşmanlarını mağlup eder. Onların hoşlanmamalarının sebebi, hakka karşı batılın galip gelmesini istemeleridir.
وَمِنۡهُم مَّن يَقُولُ ٱئۡذَن لِّي وَلَا تَفۡتِنِّيٓۚ أَلَا فِي ٱلۡفِتۡنَةِ سَقَطُواْۗ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةُۢ بِٱلۡكَٰفِرِينَ 49
Münafıklar asılsız özürlerle senden özür dileyip şöyle derler: "(Ey Allah'ın Resûlü!) Bana cihaddan geri kalmam için izin ver, seninle cihada çıkma yükü yükleme ki düşman olan(Rum)ların kadınlarının fitnesi sebebiyle bana bir günah isabet etmesin." Hayır! Onlar iddia ettiklerinden daha büyük bir fitneye düşmüşlerdir. İşte o fitne nifaktır ve savaştan geri kalmaktır. Muhakkak ki cehennem, kıyamet günü kâfirleri kuşatacaktır. Ondan hiç kimse kurtulamayacak ve hiç kimse ondan kaçamayacaktır.
إِن تُصِبۡكَ حَسَنَةٞ تَسُؤۡهُمۡۖ وَإِن تُصِبۡكَ مُصِيبَةٞ يَقُولُواْ قَدۡ أَخَذۡنَآ أَمۡرَنَا مِن قَبۡلُ وَيَتَوَلَّواْ وَّهُمۡ فَرِحُونَ 50
(Ey Resûl!) Eğer sana yardım yahut ganimet gibi seni sevindirecek olan Allah'ın nimetlerinden bir şey erişirse bu onları üzer. Eğer sana zorluk yahut düşmanın sana galip gelmesi gibi bir musibet erişecek olursa bu münafıklar, "Bizler, kendi nefislerimiz için tedbir almış ve bu müminlerin yaptığı gibi -onlar savaşa çıktığında- onlarla birlikte savaşa çıkmayarak kendimizi sağlama almıştık." derler. Sonra münafıklar, müminlere öldürülme ve esir edilme gibi şeyler isabet ettiğinde mutlu bir şekilde selametle ailelerine dönerler.
قُل لَّن يُصِيبَنَآ إِلَّا مَا كَتَبَ ٱللَّهُ لَنَا هُوَ مَوۡلَىٰنَاۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ 51
(Ey Peygamber!) O münafıklara de ki: "Bize Allah'ın bizim için yazdığından başkası asla erişmez. O Allah Subhanehu ve Teâlâ bizim efendimiz ve sığınağımızdır. Müminler de bütün işlerini sadece O'na havale ederler ve O onlara yeter. O ne güzel vekildir."
قُلۡ هَلۡ تَرَبَّصُونَ بِنَآ إِلَّآ إِحۡدَى ٱلۡحُسۡنَيَيۡنِۖ وَنَحۡنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمۡ أَن يُصِيبَكُمُ ٱللَّهُ بِعَذَابٖ مِّنۡ عِندِهِۦٓ أَوۡ بِأَيۡدِينَاۖ فَتَرَبَّصُوٓاْ إِنَّا مَعَكُم مُّتَرَبِّصُونَ 52
(Ey Peygamber!) onlara de ki: "Bize iki şeyden; şehadet yahut zaferden başka bir şeyin gelmesini mi bekliyorsunuz? Biz de Allah'ın, katından indireceği bir azapla sizi helak etmesini yahut sizinle savaşmamıza izin vererek bizim elimizle sizleri öldürmesi ve esir etmesi yoluyla size azap etmesini bekliyoruz. Siz, bizim akıbetimizi bekleyin; biz de sizin akıbetinizi bekliyoruz."
قُلۡ أَنفِقُواْ طَوۡعًا أَوۡ كَرۡهٗا لَّن يُتَقَبَّلَ مِنكُمۡ إِنَّكُمۡ كُنتُمۡ قَوۡمٗا فَٰسِقِينَ 53
(Ey Peygamber!) Onlara de ki: Mallarınızdan isteyerek ya da istemeyerek verin. İnkâr etmeniz ve Allah'ın itaatinden çıkmanız sebebiyle infak ettikleriniz sizden asla kabul edilmeyecektir.
وَمَا مَنَعَهُمۡ أَن تُقۡبَلَ مِنۡهُمۡ نَفَقَٰتُهُمۡ إِلَّآ أَنَّهُمۡ كَفَرُواْ بِٱللَّهِ وَبِرَسُولِهِۦ وَلَا يَأۡتُونَ ٱلصَّلَوٰةَ إِلَّا وَهُمۡ كُسَالَىٰ وَلَا يُنفِقُونَ إِلَّا وَهُمۡ كَٰرِهُونَ 54
Onların verdiklerinin kabul edilmesine ancak şu üç şey engel olmuştur: Allah'a ve Resûlüne (iman etmeyip) kâfir olmaları, namaza üşenerek ve oyalanarak gelmeleri ve mallarını isteyerek infak etmemeleri. Onlar mallarını istemeyerek infak ederler çünkü namazlarından ve infaklarından bir sevap ümit etmezler.
Münafıkların sürekli yapageldikleri şey, entrikalar çevirip casusluk yaparak Müslümanların eziyete uğramaları için çaba sarf etmektir.
Cihattan geri kalmak büyük bir fesat, gerçekleşen çok büyük bir fitne, Allah'a ve Resûlüne isyandır.
Ayetlerde Müslümanlara, kendilerine ulaşan musibetlerden dolayı üzülmemeleri öğretilmiştir. Bu onların güçlerinin gitmemesi, Allah'ın kendileri için takdir ettiğine razı olmaları ve O'nun rızasını ümit etmeleri içindir. Çünkü müminler, Allah'ın dinine yardım etmeyi istediğine kesin bir şekilde inanmaktadırlar.
İmanın zayıflamasının ve takvanın azalmasının alametleri; namazın tembel tembel eda edilmesi ve Allah'ın rızasını ve sevabını talep etmeksizin infakta bulunulmasıdır.