وَأَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَلَا تَنَٰزَعُواْ فَتَفۡشَلُواْ وَتَذۡهَبَ رِيحُكُمۡۖ وَٱصۡبِرُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ 46
Sözlerinizde, fiillerinizde ve her halinizde Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Sakın görüşlerinizde ayrılığa düşmeyin. Şüphesiz ihtilaf etmek (görüşlerde ayrılığa düşmek) sizin zayıflamanıza, korkmanıza ve gücünüzün gitmesine sebep olur. Düşmanlarınızla karşılaştığınız zaman sabredin. Şüphesiz Allah, yardımı ve desteğiyle, sabrendenlerle beraberdir. Yüce Allah, kiminle beraber olursa işte o kimsenin üstün gelmesi ve kendisine yardım olunması kaçınılmazdır, bu gerçekleşecektir.
وَلَا تَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ خَرَجُواْ مِن دِيَٰرِهِم بَطَرٗا وَرِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِۚ وَٱللَّهُ بِمَا يَعۡمَلُونَ مُحِيطٞ 47
Mekke'den, kibirlenerek ve insanlara gösteriş yaparak çıkan, insanları Allah'ın dininden ve Allah'ın dinine girmekten alıkoyan müşrikler gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır. Onların amellerinden hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Buna karşılık olarak onları cezalandıracaktır.
وَإِذۡ زَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَعۡمَٰلَهُمۡ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ ٱلۡيَوۡمَ مِنَ ٱلنَّاسِ وَإِنِّي جَارٞ لَّكُمۡۖ فَلَمَّا تَرَآءَتِ ٱلۡفِئَتَانِ نَكَصَ عَلَىٰ عَقِبَيۡهِ وَقَالَ إِنِّي بَرِيٓءٞ مِّنكُمۡ إِنِّيٓ أَرَىٰ مَا لَا تَرَوۡنَ إِنِّيٓ أَخَافُ ٱللَّهَۚ وَٱللَّهُ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ 48
(Ey müminler!) Allah'ın sizin üzerinize olan nimetlerini hatırlayın. Hani şeytan, müşriklere, yapmış oldukları amellerini güzel göstermiş, onları savaşmak için Müslümanlarla karşılaşmaları hususunda cesaretlendirmiş ve onlara şöyle demişti: "Bugün sizi yenecek kimse yoktur. Şüphesiz ben sizin yardımcınızım, sizi düşmanlarınıza karşı korurum." İki grup karşılaştığında, müminlerin grubu, kendilerine yardım eden meleklerle beraberdi; müşriklerin grubunun beraberlerinde ise şeytan vardı. Öyle ki o onları alçalttı, onları terk ederek kaçtı ve müşriklere şöyle dedi: "Ben, sizden uzağım, ben (sizin görmediklerinizi) müminlere yardım etmek için gelen melekleri görüyorum. Ben, Allah'ın beni helak etmesinden korkarım. Allah'ın cezalandırması şiddetlidir. Hiç kimse O'nun cezalandırmasına tahammül edemez."
إِذۡ يَقُولُ ٱلۡمُنَٰفِقُونَ وَٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ غَرَّ هَٰٓؤُلَآءِ دِينُهُمۡۗ وَمَن يَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٞ 49
Münafıkların ve imanları zayıf olan kimselerin söylediklerini hatırla! Hani onlar şöyle demişlerdi: "Bu Müslümanları sayılarının azlığı, güçlerinin zayıflığı, düşmanlarının sayılarının çokluğu ve donanımlarının kuvveti ile beraber düşmanlarına karşı kendilerine yardım etme vaadinde bulunan dinleri aldatmıştır." Oysa bu münafıklar ve zayıf iman sahipleri, Allah'a güvenip dayanan -gücü ne kadar az olursa olsun- kimsenin yardımcısının Allah Teâlâ olacağını idrak edememişlerdir. Muhakkak ki Allah Teâlâ onların yardımcısıdır. Ne kadar zayıf olurlarsa olsunlar onları asla yenilgiye uğratmayacaktır. Allah Aziz'dir (güçlüdür) ve hiç kimse O'na üstün gelemez. O, takdirinde ve dininde hikmet sahibidir.
وَلَوۡ تَرَىٰٓ إِذۡ يَتَوَفَّى ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَضۡرِبُونَ وُجُوهَهُمۡ وَأَدۡبَٰرَهُمۡ وَذُوقُواْ عَذَابَ ٱلۡحَرِيقِ 50
(Ey Peygamber!) Melekler, Allah'ı ve Resûlünü inkâr eden kimselerin ruhlarını alırken bir görseydin! Onların ruhlarını alırken yüzlerine ve kaçışmaya çalışırken de sırtlarına vurarak, "(Ey kâfirler!) Yakıcı azabı tadın." derken şahit olsaydın, gerçekten büyük bir şeye şahit olurdun.
ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيكُمۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَيۡسَ بِظَلَّٰمٖ لِّلۡعَبِيدِ 51
(Ey kâfirler!) Ruhlarınız alınırken karşılaştığınız bu elem verici azap, kabirdeki yakıcı azap ile ahiretteki azap, sizin dünyada kendi ellerinizle işledikleriniz sebebiyledir. Allah insanlara zulmetmez. O ancak insanların arasında adaletle hükmeder. O, adil bir hüküm vericidir.
كَدَأۡبِ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَفَرُواْ بَِٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ بِذُنُوبِهِمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ قَوِيّٞ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ 52
İnen bu azap, bu kâfirlere özel bir azap değildir. Bilakis Yüce Allah'ın her zaman ve mekânda kâfirlerin üzerinde gerçekleşen sünnetidir. Bu azap, (onlardan önce) Allah Subhânehu ve Teâlâ'nın ayetlerini inkâr ettiklerinde Firavun hanedanına ve onlardan önceki ümmetlere de isabet etmişti. Allah, onları daima galip ve güçlü bir hükümdarın yakaladığı gibi günahları sebebiyle yakalayıvermiş ve onlara cezasını indirmişti. Şüphesiz Allah güçlüdür, hiç kimse O'na galip gelemez. O'nun, kendisine karşı gelen kimseyi cezalandırması çok şiddetlidir.
Şımarıklık, insanın şahsiyetinin (karakterinin) bozulmasına sebebiyet veren tehlikeli bir hastalıktır. Bu özelliğe sahip kimsenin şahsiyetinin bozulmasını hızlandırır.
Sabır, bir kimsenin zorluklara ve musibetlere dayanmasına yardımcı olur. Sabırda ilahî bir fayda vardır. Bu fayda, emirlerini yerine getirme hususunda sabreden kimseye Allah'ın yardım etmesidir ki bu, hayatta müşahede ettiğimiz şeylerdendir.
Çekişmek ve ayrılığa düşmek; ümmetin bölünmesinin sebeplerinden, hezimete uğramanın, geri çekilmenin, kuvvetin, yardımın ve devletin gitmesinin alametlerindendir.
İman; iman sahibi kimsenin, muazzam orduların (cesaret edip) giremeyeceği büyük işlere girmesini gerektirir.