قَالَ يَٰنُوحُ إِنَّهُۥ لَيۡسَ مِنۡ أَهۡلِكَۖ إِنَّهُۥ عَمَلٌ غَيۡرُ صَٰلِحٖۖ فَلَا تَسَۡٔلۡنِ مَا لَيۡسَ لَكَ بِهِۦ عِلۡمٌۖ إِنِّيٓ أَعِظُكَ أَن تَكُونَ مِنَ ٱلۡجَٰهِلِينَ 46
Allah Teâlâ, Nuh aleyhisselam'a şöyle buyurdu: "Ey Nuh! Senin kurtulmasını istediğin oğlun, Benim sana kurtarmayı va'dettiğim ehlinden değildir. Çünkü o (senin oğlun) kâfirdir. Senin Benden istediğin şey, sana ve senin makamında bulunan kimseye yakışan bir amel değildir. Hakkında ilminin olmadığı şeyi Benden isteme! Ben seni cahillerden olmaktan, Benim ilmime ve hikmetime muhalif olan şeyi Benden istemenden sakındırırım."
قَالَ رَبِّ إِنِّيٓ أَعُوذُ بِكَ أَنۡ أَسَۡٔلَكَ مَا لَيۡسَ لِي بِهِۦ عِلۡمٞۖ وَإِلَّا تَغۡفِرۡ لِي وَتَرۡحَمۡنِيٓ أَكُن مِّنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ 47
Nuh aleyhisselam şöyle dedi: "Rabbim! Ben Senden, hakkında ilmimin olmadığı bir şeyi istemekten Sana sığınırım. Eğer benim günahlarımı bağışlamaz ve bana rahmetinle merhamet etmezsen, ben ahiretteki nasibini heba eden ve bundan dolayı zarara uğrayan kimselerden olurum."
قِيلَ يَٰنُوحُ ٱهۡبِطۡ بِسَلَٰمٖ مِّنَّا وَبَرَكَٰتٍ عَلَيۡكَ وَعَلَىٰٓ أُمَمٖ مِّمَّن مَّعَكَۚ وَأُمَمٞ سَنُمَتِّعُهُمۡ ثُمَّ يَمَسُّهُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٞ 48
Allah Teâlâ, Nuh aleyhisselam'a şöyle buyurdu: Ey Nuh! Gemiden yeryüzüne selametle ve güven içinde, Allah tarafından sana verilen bol nimetlerle in. Zira bu nimetler gemide seninle birlikte olan iman edenler ve onların ardından gelen zürriyetleri içindir. Bu kimselerin zürriyetlerinden kâfir topluluklar da çıkacaktır. Onları dünya hayatında faydalandıracak, kendileriyle yaşayacakları şeyleri onlara vereceğiz. Sonra da Bizden ahirette elem verici bir azap onlara erişecektir.
تِلۡكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ ٱلۡغَيۡبِ نُوحِيهَآ إِلَيۡكَۖ مَا كُنتَ تَعۡلَمُهَآ أَنتَ وَلَا قَوۡمُكَ مِن قَبۡلِ هَٰذَاۖ فَٱصۡبِرۡۖ إِنَّ ٱلۡعَٰقِبَةَ لِلۡمُتَّقِينَ 49
Nuh aleyhisselam'ın bu kıssası gaybî haberlerdendir. (Ey Peygamber!) Sana vahyettiğimiz bu vahiyden önce sen de kavmin de bu kıssayı bilmiyordunuz. Tıpkı Nuh aleyhisselam'ın sabrettiği gibi sen de kavminin eziyetlerine ve yalanlamalarına karşı sabret. Yardım ve zafer (üstünlük), Allah'ın emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınanlar içindir.
وَإِلَىٰ عَادٍ أَخَاهُمۡ هُودٗاۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنۡ إِلَٰهٍ غَيۡرُهُۥٓۖ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا مُفۡتَرُونَ 50
Âd kavmine ise kardeşleri Hûd aleyhisselam'ı gönderdik. O, kavmine şöyle dedi: Ey kavmim! Yalnızca Allah'a ibadet edin, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sizin ibadete layık olan Allah Subhânehu ve Teâlâ'dan başka hak ilahınız yoktur. Ve sizler, O'nun ortağı olduğunu iddia etmekle sadece yalan söylüyorsunuz.
يَٰقَوۡمِ لَآ أَسَۡٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ أَجۡرًاۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَى ٱلَّذِي فَطَرَنِيٓۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ 51
Ey kavmim! Ben, Rabbimden size tebliğ etmiş olduğum ve sizleri kendisine davet ettiğim şey için sizden bir karşılık istemiyorum. Benim sevabım/ecrim ancak beni yaratan Allah'a aittir. Sizler bunu akıl etmiyor ve benim sizi davet ettiğim şeye icabet etmiyor musunuz?
وَيَٰقَوۡمِ ٱسۡتَغۡفِرُواْ رَبَّكُمۡ ثُمَّ تُوبُوٓاْ إِلَيۡهِ يُرۡسِلِ ٱلسَّمَآءَ عَلَيۡكُم مِّدۡرَارٗا وَيَزِدۡكُمۡ قُوَّةً إِلَىٰ قُوَّتِكُمۡ وَلَا تَتَوَلَّوۡاْ مُجۡرِمِينَ 52
Ey kavmim! Allah'tan bağışlanma dileyin. Sonra günahlarınızdan dolayı O'na tövbe edin ki (bu günahların en büyüğü şirktir) O (Allah Teâlâ), çok yağmur indirerek size bunun karşılığını versin ve zürriyetinize zürriyet ve malınıza mal katarak sizin izzetinizi artırsın. Sizi kendisine davet ettiğim şeyden yüz çevirmeyin ve sakın benim davetimden yüz çevirip Allah'ı inkâr ederek ve getirdiğim şeyi yalanlayarak günahkârlardan olmayın.
قَالُواْ يَٰهُودُ مَا جِئۡتَنَا بِبَيِّنَةٖ وَمَا نَحۡنُ بِتَارِكِيٓ ءَالِهَتِنَا عَن قَوۡلِكَ وَمَا نَحۡنُ لَكَ بِمُؤۡمِنِينَ 53
Kavmi şöyle dedi: Ey Hûd! Bizi sana iman edenlerden kılacak açık delillerle gelmedin. Senin delilden yoksun sözlerin sebebiyle ilahlarımıza ibadet etmeyi terk edecek değiliz. Ve senin peygamber olduğunu iddia etmene de inanacak değiliz.
Peygamberler, Allah'ı inkâr eden kimselere -kendi çocukları dahi olsalar- şefaat edemezler.
Davetçinin nezih olması ve insanların sahip olduğu şeylerden uzak durması, yaptığı davetin kabul edilmesine daha uygundur.
İstiğfar edip tövbe etmenin fazileti beyan edilmiştir. Bu ikisi, yağmurun yağmasının, neslin ve malın çoğalmasının sebebidir.