فَقُطِعَ دَابِرُ ٱلۡقَوۡمِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْۚ وَٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ 45
Böylece o küfür ehlinin tamamı helak edilerek kökü kazındı ve Allah'ın resûlleri muzaffer kılındı. Şükür ve övgü, yalnızca düşmanlarını helak edip veli kullarına yardım eden alemlerin Rabbine mahsustur.
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَخَذَ ٱللَّهُ سَمۡعَكُمۡ وَأَبۡصَٰرَكُمۡ وَخَتَمَ عَلَىٰ قُلُوبِكُم مَّنۡ إِلَٰهٌ غَيۡرُ ٱللَّهِ يَأۡتِيكُم بِهِۗ ٱنظُرۡ كَيۡفَ نُصَرِّفُ ٱلۡأٓيَٰتِ ثُمَّ هُمۡ يَصۡدِفُونَ 46
(Ey Resûl!) Bu müşriklere de ki: Haydi bana söyleyin bakalım! Şayet Allah, işitme duyunuzu alarak kulaklarınızı sağır etse, görme duyunuzu alarak gözlerinizi kör etse ve kalplerinizi de mühürleyip hiçbir şey anlamasanız; bu kaybettiklerinizi hangi hak mabud size tekrar geri verebilir? (Ey Resûl!) Dikkatle bak, onlara nasıl değişik değişik deliller getiriyoruz? Sonra onlar bu delillerden yüz çeviriyorlar!
قُلۡ أَرَءَيۡتَكُمۡ إِنۡ أَتَىٰكُمۡ عَذَابُ ٱللَّهِ بَغۡتَةً أَوۡ جَهۡرَةً هَلۡ يُهۡلَكُ إِلَّا ٱلۡقَوۡمُ ٱلظَّٰلِمُونَ 47
(Ey Resûl!) Onlara de ki: Haydi söyleyin bakalım! Allah'ın azabı size ansızın veya açıktan açığa, ayan beyan gelip çattığı zaman haliniz nice olur?! Şüphesiz o azapla, ancak Allah'ı inkar/küfr eden ve resûllerini yalanlayan zalimlerden başkası cezalandırılmaz.
وَمَا نُرۡسِلُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ إِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَۖ فَمَنۡ ءَامَنَ وَأَصۡلَحَ فَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ 48
Biz göndermiş olduğumuz resûllerimizi, ancak iman edip itaat edenleri hiç kesintiye uğramayan ve daimî olan nimetlerle müjdelemek, küfür ehlini ve günah işleyenleri de şiddetli azapla korkutmak için göndeririz. Kim resûllere iman eder ve salih amel işlerse, onlar ahiretlerinde karşılaşacaklarından korkmazlar, aynı zamanda onlar dünyada kaçırmış oldukları kısmetlerine de üzülmezler.
وَٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بَِٔايَٰتِنَا يَمَسُّهُمُ ٱلۡعَذَابُ بِمَا كَانُواْ يَفۡسُقُونَ 49
Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, Allah'a itaat etmenin dışına çıkmaları sebebi ile onlara azap dokunacaktır.
قُل لَّآ أَقُولُ لَكُمۡ عِندِي خَزَآئِنُ ٱللَّهِ وَلَآ أَعۡلَمُ ٱلۡغَيۡبَ وَلَآ أَقُولُ لَكُمۡ إِنِّي مَلَكٌۖ إِنۡ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَيَّۚ قُلۡ هَلۡ يَسۡتَوِي ٱلۡأَعۡمَىٰ وَٱلۡبَصِيرُۚ أَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ 50
(Ey Resûl!) Bu müşriklere de ki: Ben size Allah'ın rızık hazineleri bendedir ve bunlar hakkında istediğim gibi tasarrufta bulunuyorum demiyorum. Gaybı bildiğimi de söylemiyorum. Şüphesiz ben gaybtan, ancak Allah'ın bana vahiyle hakkında bilgilendirdiği kadarını bilirim. Bir melek olduğumu da söylemiyorum. Şüphesiz ben Yüce Allah'ın bir resûlüyüm. Ancak bana vahyedilene tabi olurum. Bana ait olmayanı da iddia etmem. (Ey Resûl!) Onlara de ki: Hiç hakkı görmeyen basireti kör kâfir ile hakkı gören ve ona iman eden mümin bir olur mu? Ey müşrikler! Etrafınızdaki mucizeleri ve harika eserleri akıllarınızla hiç düşünmüyor musunuz?
وَأَنذِرۡ بِهِ ٱلَّذِينَ يَخَافُونَ أَن يُحۡشَرُوٓاْ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ لَيۡسَ لَهُم مِّن دُونِهِۦ وَلِيّٞ وَلَا شَفِيعٞ لَّعَلَّهُمۡ يَتَّقُونَ 51
(Ey Resûl!) Kıyamet gününde Rablerinin huzuruna toplanacak olanları bu Kur'an ile korkut. Onlar için Allah'tan başka ne fayda sağlayacak ne de sıkıntılarını giderecek bir şefaatçileri vardır. Umulur ki emirlerine uyarak ve yasaklarından kaçınarak Allah'tan sakınırlar. İşte bunlar Kur'an'dan istifade edenlerdir.
وَلَا تَطۡرُدِ ٱلَّذِينَ يَدۡعُونَ رَبَّهُم بِٱلۡغَدَوٰةِ وَٱلۡعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجۡهَهُۥۖ مَا عَلَيۡكَ مِنۡ حِسَابِهِم مِّن شَيۡءٖ وَمَا مِنۡ حِسَابِكَ عَلَيۡهِم مِّن شَيۡءٖ فَتَطۡرُدَهُمۡ فَتَكُونَ مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ 52
Ey Peygamber! Sakın, sabah akşam Rablerine yönelerek yalnız O’nun rızasını gözetip ibadet eden o mü’min yoksulları meclisinden uzaklaştırma. Onları, müşriklerin ileri gelenlerinin gönlünü kazanmak için yanından kovma. Zira onların hesabından sana hiçbir sorumluluk yoktur; onların hesabı yalnızca Rablerine aittir. Aynı şekilde senin hesabından da onlara hiçbir yükümlülük yoktur. Eğer onları yanından uzaklaştıracak olursan, işte o zaman Allah’ın koyduğu sınırları aşanlardan olursun.”
Peygamber beşerdir, rububiyet vasıflarından hiçbirine sahip değildir. Peygamberlerin vazifesi tebliğ etmektir. Kâinatta herhangi bir tasarruf hakkına sahip değillerdir, gaybı da bilmezler, rızkın hazinelerine de malik değillerdir.
Hakka davet edenin, kendisine tabi olanlara, özellikle de haktan başka gayesi olmayan fakirlere önem vererek onları kendine yakınlaştırması gerekir ve kâfirleri razı etmek için onları uzaklaştırmaya rıza göstermemesi gerekir.
Ayet, günün başında ve sonunda yapılan ibadetlerin önemine işarette bulunmuştur.