وَمَا كُنتَ بِجَانِبِ ٱلۡغَرۡبِيِّ إِذۡ قَضَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَى ٱلۡأَمۡرَ وَمَا كُنتَ مِنَ ٱلشَّٰهِدِينَ 44
(Ey Peygamber!) Mûsâ aleyhisselam'ı, Firavun ve soylular topluluğuna gönderme işini ona bildirerek sonuca bağladığımız zaman sen Mûsâ’ya göre dağın doğusunda bulunmuyordun. Sen orada hazır bulunanlardan biri değildin ki bunun haberini bilip onu insanlara anlatasın. Senin onlara haber verdiklerin, yalnızca Allah’ın sana vahyettikleridir.
وَلَٰكِنَّآ أَنشَأۡنَا قُرُونٗا فَتَطَاوَلَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡعُمُرُۚ وَمَا كُنتَ ثَاوِيٗا فِيٓ أَهۡلِ مَدۡيَنَ تَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِنَا وَلَٰكِنَّا كُنَّا مُرۡسِلِينَ 45
Fakat Biz, Mûsâ’nın ardından çeşitli milletler ve yaratıklar var ettik. Ancak aradan çok uzun zaman geçince Allah’a verdikleri sözleri unuttular. Sen, Medyen halkıyla beraber yaşıyor değildin ki ayetlerimizi onlardan okuyup öğrenesin. Fakat Biz seni kendi katımızdan gönderdik ve sana Mûsâ’nın haberini ve Medyen’deki yaşamını vahyettik. Böylece sen de bu konuda Yüce Allah’ın sana vahyettiklerini insanlara haber verdin.
وَمَا كُنتَ بِجَانِبِ ٱلطُّورِ إِذۡ نَادَيۡنَا وَلَٰكِن رَّحۡمَةٗ مِّن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوۡمٗا مَّآ أَتَىٰهُم مِّن نَّذِيرٖ مِّن قَبۡلِكَ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ 46
Mûsâ’ya seslendiğimiz ve vahyettiğimiz zaman sen Tûr Dağı'nın yanında değildin ki bunları haber veresin. Fakat Biz seni Rabbinden bir rahmet olarak insanlara gönderdik. Daha önce kendilerine uyaran bir peygamber gelmemiş bir kavmi, belki öğüt alırlar ve Allah Subhanehu ve Teâlâ'nın katından onlara getirdiğine iman ederler diye uyarman için sana onun haberini vahyettik.
وَلَوۡلَآ أَن تُصِيبَهُم مُّصِيبَةُۢ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ فَيَقُولُواْ رَبَّنَا لَوۡلَآ أَرۡسَلۡتَ إِلَيۡنَا رَسُولٗا فَنَتَّبِعَ ءَايَٰتِكَ وَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ 47
Üzerinde bulundukları küfür ve günahlar sebebiyle başlarına ilahî bir ceza gelecek olmasaydı kendilerine bir peygamber gönderilmemesini delil getirerek şöyle diyeceklerdi: “Bize, ayetlerine tabi olup onlarla amel ederek Rablerinin emirlerini yerine getiren müminlerden olmamız için bir peygamber göndermez misin?" Şayet böyle olmasaydı onları cezalandırmada acele ederdik. Fakat bu azabı erteledik ki böylece onlara bir peygamber göndererek onlara fırsat verelim.
فَلَمَّا جَآءَهُمُ ٱلۡحَقُّ مِنۡ عِندِنَا قَالُواْ لَوۡلَآ أُوتِيَ مِثۡلَ مَآ أُوتِيَ مُوسَىٰٓۚ أَوَ لَمۡ يَكۡفُرُواْ بِمَآ أُوتِيَ مُوسَىٰ مِن قَبۡلُۖ قَالُواْ سِحۡرَانِ تَظَٰهَرَا وَقَالُوٓاْ إِنَّا بِكُلّٖ كَٰفِرُونَ 48
Peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Rabbinin elçisi olarak gelince Kureyş, Yahudilere gelerek onun hakkında soru sordular. Yahudiler onlara delil öğreterek şöyle dediler: “Muhammed’e, Rabbinin elçisi olduğuna delalet eden ve Mûsâ’ya verilen el ve asa gibi mucizeler verilmedi mi?” (Ey Peygamber!) Onlara cevap olarak de ki: “Yahudiler daha önce Mûsâ’ya verilen ayetleri inkâr etmediler mi?” Onlar, Tevrat ve Kur'an hakkında şöyle dediler: “Muhakkak bu ikisi birbirini destekleyen birer sihirdir.” Ve “Elbette biz, Tevrat ve Kur’an’da bulunanların hepsini inkâr edenleriz.”
قُلۡ فَأۡتُواْ بِكِتَٰبٖ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِ هُوَ أَهۡدَىٰ مِنۡهُمَآ أَتَّبِعۡهُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ 49
(Ey Peygamber!) Onlara de ki: "Eğer Tevrat ve Kur’an’ın sihir olduğuna dair iddianızda doğru söylüyorsanız, Allah’ın katından indirilmiş, Tevrat’tan ve Kur’an’dan daha doğru olan bir kitap getirin. Böyle bir kitap getirebilirseniz ben de ona tabi olurum.''
فَإِن لَّمۡ يَسۡتَجِيبُواْ لَكَ فَٱعۡلَمۡ أَنَّمَا يَتَّبِعُونَ أَهۡوَآءَهُمۡۚ وَمَنۡ أَضَلُّ مِمَّنِ ٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ بِغَيۡرِ هُدٗى مِّنَ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ 50
Eğer Kureyş, Tevrat ve Kur’an’dan daha doğru olan bir kitap getirmeleri için yaptığın çağrıya icabet etmezlerse, kesin olarak emin ol ki onların bu ikisini yalanlanması bir kanıta dayanarak değildir. Bu, yalnızca hevâya ittiba etmelerindendir. Allah Subhanehu ve Teâlâ katından bir hidayet olmaksızın hevâsına tâbi olan kimseden daha sapık hiç kimse yoktur. Şüphesiz Allah Teâlâ, kâfir olmalarından dolayı nefislerine zulmeden bir kavmi hidayete ve rüşde muvaffak kılmaz.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Yüce Allah’ın bildirdiği dışında gaybı bilemez.
Geçen zamanın uzamasıyla ilmin izlerinin silindiği anlatılmıştır.
Kâfirlere, Allah’ın, Resûlüne vahyettiği vahyinden daha hidayetli bir şey getirme talebiyle meydan okunmuştur.
Kâfirlerin, kanıtlara ittiba etmeleri sebebiyle değil de arzularına ittiba etmeleri sebebiyle saptıkları bildirilmiştir.