وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦٓ أَنَّكَ تَرَى ٱلۡأَرۡضَ خَٰشِعَةٗ فَإِذَآ أَنزَلۡنَا عَلَيۡهَا ٱلۡمَآءَ ٱهۡتَزَّتۡ وَرَبَتۡۚ إِنَّ ٱلَّذِيٓ أَحۡيَاهَا لَمُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰٓۚ إِنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٌ 39
O'nun birliğine, azametine ve yeniden diriltmesine delalet eden ayetlerinden biri de senin yeryüzünü çorak, ekin bitmez şekilde görmendir. Yeryüzüne yağmur suyunu indirdiğimizde içindeki gizlenmiş tohumlar gelişerek harekete geçer ve yükselir. Bu ölü toprağa ekinlerle hayat veren, hesap ve karşılıklarını vermek için ölüleri yeniden dirilterek hayat verendir. Şüphesiz ki O, her şeye kadirdir, kupkuru toprağa hayat vermekten ve ölülere hayat verip, onları kabirlerinden çıkarıp diriltmekten aciz değildir
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُلۡحِدُونَ فِيٓ ءَايَٰتِنَا لَا يَخۡفَوۡنَ عَلَيۡنَآۗ أَفَمَن يُلۡقَىٰ فِي ٱلنَّارِ خَيۡرٌ أَم مَّن يَأۡتِيٓ ءَامِنٗا يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ ٱعۡمَلُواْ مَا شِئۡتُمۡ إِنَّهُۥ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرٌ 40
Şüphesiz ki Allah'ın ayetleri hakkında doğrudan sapıp onları inkâr edenlerin, yalanlayanların ve tahrif edenlerin hali Bize gizli kalmaz, onları biliriz. Ateşe atılan mı yoksa kıyamet günü azaptan emin olarak gelen mi daha üstündür? (Ey insanlar!) Hayır ve şerden dilediğinizi yapın. Şüphesiz size hayrı ve şerri açıkladık. Yüce Allah, hayır ve şerden yaptığınızı görendir, yapmış olduğunuz amellerinizden hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِٱلذِّكۡرِ لَمَّا جَآءَهُمۡۖ وَإِنَّهُۥ لَكِتَٰبٌ عَزِيزٞ 41
Şüphesiz Yüce Allah'ın katından kendilerine gelen Kur'an'ı küfr/inkar edenlere kıyamet günü azap edilecektir. Muhakkak ki o kitap, sağlam ve korunaklıdır; onu tahrif etmek isteyen tahrif edemez, değiştirmek isteyen de değiştiremez.
لَّا يَأۡتِيهِ ٱلۡبَٰطِلُ مِنۢ بَيۡنِ يَدَيۡهِ وَلَا مِنۡ خَلۡفِهِۦۖ تَنزِيلٞ مِّنۡ حَكِيمٍ حَمِيدٖ 42
Batıl; bu kitaba ne eksik ne fazlalık, ne değişiklik ne de tahrif olarak önünden ve arkasından gelip de yaklaşamaz. O; dininde, takdir etmesinde ve yaratmasında Hakîm olan tarafından indirilmiş olup her halükârda övülendir.
Yüce Allah kitabı (Kur'an'ı) yalanlayanların halini zikredip Resûlüne, sabrı tavsiye etmiş, geçmişteki resûllerin iftira, alay ve yalanlarla karşılaşmaları ile onu teselli ederek şöyle buyurmuştur:
مَّا يُقَالُ لَكَ إِلَّا مَا قَدۡ قِيلَ لِلرُّسُلِ مِن قَبۡلِكَۚ إِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغۡفِرَةٖ وَذُو عِقَابٍ أَلِيمٖ 43
(Ey Resûl!) Yalanlama hususunda sana söylenenler senden önceki peygamberlere de söylendi, sabret. Muhakkak senin Rabbin, kullarından kendisine tövbe edene karşı mağfiret sahibi, günahında ısrar edip tövbe etmeyen için ise elem dolu azap sahibidir.
وَلَوۡ جَعَلۡنَٰهُ قُرۡءَانًا أَعۡجَمِيّٗا لَّقَالُواْ لَوۡلَا فُصِّلَتۡ ءَايَٰتُهُۥٓۖ ءَا۬عۡجَمِيّٞ وَعَرَبِيّٞۗ قُلۡ هُوَ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْ هُدٗى وَشِفَآءٞۚ وَٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ فِيٓ ءَاذَانِهِمۡ وَقۡرٞ وَهُوَ عَلَيۡهِمۡ عَمًىۚ أُوْلَٰٓئِكَ يُنَادَوۡنَ مِن مَّكَانِۢ بَعِيدٖ 44
Şayet Biz bu Kur'an'ı Arap dilinden başka bir dilde indirmiş olsaydık, onlardan kâfir olanlar şöyle derlerdi: "Ayetleri tafsilatlı açıklanmalı değil miydi ki anlayabilelim? Onu getiren Arap iken Kur'an başka bir dilde olabilir mi?" (Ey Resûl!) Onlara de ki: "Kur'an -Allah'a iman eden ve resûllerini doğrulayan kimseler için- sapıklıktan doğruluğa bir hidayet rehberi, göğüslerdeki cehalete ve bu cehalete tabi olan şeylere karşı bir şifadır. Allah'a iman etmeyenlerin kulaklarında bir ağırlık vardır. Kur'an, onlara karşı bir körlüktür, onu anlamazlar. Bu özelliklere sahip olan kimseler sanki uzak bir yerden kendilerine sesleniliyor ama onlar onlara seslenenin sesini nasıl duysunlar?!"
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ فَٱخۡتُلِفَ فِيهِۚ وَلَوۡلَا كَلِمَةٞ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ لَقُضِيَ بَيۡنَهُمۡۚ وَإِنَّهُمۡ لَفِي شَكّٖ مِّنۡهُ مُرِيبٖ 45
Ant olsun Biz Mûsâ'ya Tevrat'ı verdik de hakkında ayrılığa düşüldü. Bazısı ona iman etti, bazısı da onu küfr/inkar etti. Kıyamet günü kullar arasında ihtilaf ettikleri hususlarda hükmetmek Allah'ın vaadi olmasaydı, ihtilaf edenler arasında Tevrat'la hükmedilirdi. Hak sahibi ile batıl sahibi açıklanır, hak sahibine ikram edilir, batıl ehli ise aşağılanırdı. Kâfirler, Kur'an hakkında şek ve şüphe içindedir.
مَّنۡ عَمِلَ صَٰلِحٗا فَلِنَفۡسِهِۦۖ وَمَنۡ أَسَآءَ فَعَلَيۡهَاۗ وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّٰمٖ لِّلۡعَبِيدِ 46
Kim salih amel işlerse, salih amelinin karşılığı kendisine döner. Hiç kimsenin salih ameli Allah Teâlâ'ya fayda sağlamaz. Kim de kötü bir amel işlerse, onun zararı ancak sahibine döner. Yarattıklarından hiç kimsenin işlediği günah Allah Teâlâ'ya zarar veremez. Yüce Allah, herkese hak ettiğinin karşılığını verecektir. (Ey Resûl!) Rabbin, kullarına zulmedici değildir; onların iyiliklerini azaltıp da günahlarını çoğaltmaz.
Yüce Allah, Kur'an'ı tahrif ve değişiklikten muhafaza etmiştir. Diğer geçmiş kitapların aksine Allah Subhanehu ve Teâlâ bu kitabı korumayı üstlenmiştir.
Arap müşriklere kendi dillerinde Kur'an'ın inmesi onların delillerini ortadan kaldırmıştır.
Zulüm, Yüce Allah'tan nefyedilmiş ve adalet vasfı O'nun için ispat edilmiştir.