وَمِنۡ ءَايَٰتِهِ ٱلۡجَوَارِ فِي ٱلۡبَحۡرِ كَٱلۡأَعۡلَٰمِ 32
Denizde yükseklik ve yücelik bakımından dağlar gibi olan gemilerin akıp gitmesi Allah'ın kudretinin, birliğinin ve vahdaniyetinin delillerindendir.
إِن يَشَأۡ يُسۡكِنِ ٱلرِّيحَ فَيَظۡلَلۡنَ رَوَاكِدَ عَلَىٰ ظَهۡرِهِۦٓۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتٖ لِّكُلِّ صَبَّارٖ شَكُورٍ 33
Yüce Allah, gemileri denizin üzerinde yüzdüren rüzgârları durdurmak isterse durdurur. Böylece denizde hareket etmeden sabit kalırlar. Şüphesiz gemilerin yaratılmasında, rüzgârların da onların hareket ettirilmesiyle görevlendirilmesinde ve başına gelen bela ve sıkıntılara sabredip Allah'ın kendisine verdiği nimetlere şükreden herkes için Yüce Allah'ın kudretine apaçık deliller vardır.
أَوۡ يُوبِقۡهُنَّ بِمَا كَسَبُواْ وَيَعۡفُ عَن كَثِيرٖ 34
Bütün noksanlıklardan münezzeh olan Yüce Allah, o gemileri helak etmek isterse, insanların kazandıkları günahlar sebebiyle fırtınalı rüzgâr göndererek onları helak eder. Kullarının birçok günahlarını da affeder, onları günahları sebebiyle de cezalandırmaz.
وَيَعۡلَمَ ٱلَّذِينَ يُجَٰدِلُونَ فِيٓ ءَايَٰتِنَا مَا لَهُم مِّن مَّحِيصٖ 35
O gemiler, gönderilen fırtınalı rüzgârla helak edildiği zaman Allah'ın ayetlerini iptal etmek için mücadele edenler, kendileri için helak olmaktan kaçıp kurtulacakları hiçbir sığınaklarının olmadığını anlarlar. Allah'tan başkasına yalvarıp dua etmemeleri gerektiğini ve O'ndan başkalarını terk etmeleri gerektiğini anlarlar.
فَمَآ أُوتِيتُم مِّن شَيۡءٖ فَمَتَٰعُ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۚ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ خَيۡرٞ وَأَبۡقَىٰ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَلَىٰ رَبِّهِمۡ يَتَوَكَّلُونَ 36
(Ey insanlar!) Size mal veya şöhret, mevki veya evlat ne verildiyse hepsi bu dünya hayatının geçimliğidir. O ise çabuk geçer ve sonu kesiktir. Devamlı ve kalıcı olan nimetler ise, Allah'a ve resûllerine iman edenler ve bütün işlerinde yalnız Rablerine itimat edenler için Yüce Allah'ın cennette hazırlamış olduğu nimetlerdir.
وَٱلَّذِينَ يَجۡتَنِبُونَ كَبَٰٓئِرَ ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡفَوَٰحِشَ وَإِذَا مَا غَضِبُواْ هُمۡ يَغۡفِرُونَ 37
Onlar, büyük günahlardan ve çirkinliklerden uzak dururlar, kendilerine söz veya fiille kötülük yapanlara kızdıkları zaman onların hatasını affederler ve bunların sebebiyle onu cezalandırmazlar. Eğer bunda (bu affetmede) bir hayır ve maslahat varsa, bu, kendilerinden bir lütuftur.
وَٱلَّذِينَ ٱسۡتَجَابُواْ لِرَبِّهِمۡ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَمۡرُهُمۡ شُورَىٰ بَيۡنَهُمۡ وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ 38
Rablerinin kendilerine yapılmasını emrettiklerini yerine getirmeye ve nehyettiklerini terk etmeye icabet ederler. Namazlarını eksiksiz, en kamil şekilde kılarlar. Kendilerini ilgilendiren önemli meselelerde aralarında istişare ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah'ın rızasını kazanmak için infak ederler.
وَٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَابَهُمُ ٱلۡبَغۡيُ هُمۡ يَنتَصِرُونَ 39
Eğer kendilerine zulmeden kimse affedilmeyi hak etmeyen kimselerden ise, bir haksızlığa uğradıklarında kendi nefislerine ikram etmek ve itibarlı kılmak için yardımlaşırlar. Özellikle de kendilerine zulmedeni affetmelerinde herhangi bir fayda yoksa bu yardımlaşma haklı bir yardımlaşmadır.
وَجَزَٰٓؤُاْ سَيِّئَةٖ سَيِّئَةٞ مِّثۡلُهَاۖ فَمَنۡ عَفَا وَأَصۡلَحَ فَأَجۡرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلظَّٰلِمِينَ 40
Kim hakkını almak isterse alabilir. Fazla olmadan ve haddi aşmadan sadece hakkı kadar alır. Kim kendisine kötülük yapanı affederse ve o kimsenin yapmış olduğu kötülükten dolayı onu kınamaz ve kendisi ile kardeşinin arasını düzeltirse; bu kimsenin sevabı Allah katındadır. Çünkü Allah insanlara, mallarına ve ırzlarına zulmeden zalimleri sevmez, hatta onlardan nefret eder.
وَلَمَنِ ٱنتَصَرَ بَعۡدَ ظُلۡمِهِۦ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَا عَلَيۡهِم مِّن سَبِيلٍ 41
Kim zulme uğradıktan sonra nefsini müdâfaa edip hakkını alırsa, işte böyleleri, haklarını aldıklarından dolayı kınanmazlar.
إِنَّمَا ٱلسَّبِيلُ عَلَى ٱلَّذِينَ يَظۡلِمُونَ ٱلنَّاسَ وَيَبۡغُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّۚ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٞ 42
Şüphesiz kınama ve ceza, insanlara zulmedenlere ve yeryüzünde isyan ve günah işleyenleredir. Onlar için ahirette, acı veren bir azap vardır.
وَلَمَن صَبَرَ وَغَفَرَ إِنَّ ذَٰلِكَ لَمِنۡ عَزۡمِ ٱلۡأُمُورِ 43
Kim başkasının kendisine yaptığı eziyete sabreder ve onu bağışlarsa, şüphesiz gösterilen o sabır hem kendisine hem de topluma hayır getirir. Bu, övgüye layık bir davranıştır. Ancak hayırdan büyük nasibi olan kimseler ona muvaffak olurlar.
وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن وَلِيّٖ مِّنۢ بَعۡدِهِۦۗ وَتَرَى ٱلظَّٰلِمِينَ لَمَّا رَأَوُاْ ٱلۡعَذَابَ يَقُولُونَ هَلۡ إِلَىٰ مَرَدّٖ مِّن سَبِيلٖ 44
Yüce Allah kimi haktan saptırıp yüzüstü bırakır, hidayetten alıkoyarsa, ondan sonra onun işlerini üstlenecek kimse yoktur. Nitekim küfürle ve isyanlarla kendilerine zulmedenler, kıyamet gününde azabı gördüklerinde temenni ederek şöyle derler: "Dünyaya tekrar dönmek ve Allah'a tövbe etmek için bir yol yok mu?"
Sabır ve şükür, Yüce Allah'ın ayetlerinden öğüt almak için iki önemli sebeptir.
İstişare etmenin İslam dinindeki yeri çok önemlidir.
Zalim kimsenin, ancak yaptığı zulüm kadar kınanması ve ayıplanması caizdir. Onu affetmek ise bundan daha hayırlıdır.