۞تِلۡكَ ٱلرُّسُلُ فَضَّلۡنَا بَعۡضَهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖۘ مِّنۡهُم مَّن كَلَّمَ ٱللَّهُۖ وَرَفَعَ بَعۡضَهُمۡ دَرَجَٰتٖۚ وَءَاتَيۡنَا عِيسَى ٱبۡنَ مَرۡيَمَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَأَيَّدۡنَٰهُ بِرُوحِ ٱلۡقُدُسِۗ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقۡتَتَلَ ٱلَّذِينَ مِنۢ بَعۡدِهِم مِّنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُ وَلَٰكِنِ ٱخۡتَلَفُواْ فَمِنۡهُم مَّنۡ ءَامَنَ وَمِنۡهُم مَّن كَفَرَۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقۡتَتَلُواْ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَفۡعَلُ مَا يُرِيدُ 253
İşte sana haber verdiğimiz bu elçilerimizin bazılarını bazılarına vahiy, kendilerine tabi olan kimseler ve dereceler açısından üstün kıldık. Onlardan kimisiyle Allah konuşmuştur. Örneğin Mûsâ aleyhisselam. Kimisini de yüksek derecelere eriştirmiştir. Bunun misali de Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'dir. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in insanlara gönderilmesiyle birlikte peygamberlik sona ermiş ve onun ümmeti diğer ümmetlere fazilet bakımından üstün kılınmıştır. İsa aleyhisselam'a ise ölüleri diriltmek, körleri ve abraşları iyileştirmek gibi peygamberliğine delalet eden açık mucizeler verdik. Allah Teâlâ'nın emirlerini yerine getirmeye güç yetirebilmesi için onu Cebrail aleyhisselam ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, peygamberlerden sonra gelen milletler, kendilerine gelen apaçık delillerden sonra birbirleriyle savaşmazlardı. Fakat onlar ihtilafa düştüler ve fırkalara bölündüler. Onların bir kısmı iman etti; bir kısmı da küfre girdi. Eğer Allah dileseydi birbirleriyle savaşmazlardı fakat Allah dilediğini yapar. Allah dilediği kimseleri rahmeti ve fazileti ile imana iletip hidayet eder; dilediği kimseleri de adaleti ve hikmeti ile saptırır.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقۡنَٰكُم مِّن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَ يَوۡمٞ لَّا بَيۡعٞ فِيهِ وَلَا خُلَّةٞ وَلَا شَفَٰعَةٞۗ وَٱلۡكَٰفِرُونَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ 254
Ey iman edenler! Allah'a iman edin ve O'nun Resûlüne tabi olun. Size rızık olarak verdiğimiz çeşitli helal şeylerden kıyamet günü gelmeden önce (Allah yolunda) harcayın. O gün, insanın hiçbir fayda elde edebilecek alışverişinin olmadığı, bu zor zamanda arkadaşlığın ve dostluğun fayda vermediği, aracılığın herhangi bir zararı savamadığı veya bir fayda veremediği gündür. O gün, ancak Allah'ın izin vermesinden sonra ve kendilerinden razı olduğu kimseler için bir fayda vardır. Kâfirler, Allah'a karşı nankörlük edip küfre girdikleri için, işte asıl zâlim olanlar onlardır.
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡحَيُّ ٱلۡقَيُّومُۚ لَا تَأۡخُذُهُۥ سِنَةٞ وَلَا نَوۡمٞۚ لَّهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ مَن ذَا ٱلَّذِي يَشۡفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦۚ يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيۡءٖ مِّنۡ عِلۡمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَۚ وَسِعَ كُرۡسِيُّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَۖ وَلَا ئَُودُهُۥ حِفۡظُهُمَاۚ وَهُوَ ٱلۡعَلِيُّ ٱلۡعَظِيمُ 255
Allah, O'ndan başka hakkıyla ibadete layık hiçbir ilah olmayandır. O, kamil bir hayata sahip olan ve kendisine ölümün ve bir eksikliğin asla ulaşmadığı el-Hayy'dır. O, kendi nefsiyle kaim olan ve yarattıklarının hepsinden müstağni olan (onlara hiçbir şekilde ihtiyaç duymayan) ve mahlukatın hepsinin her halinde kendisine muhtaç olup O'nunla kaim olduğu el-Kayyûm'dur. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Bu, O'nun hayatının ve kendi nefsiyle kaim oluşunun kemâli sebebiyledir. Göklerde ve yerdeki mülk tek başına O'nundur. O'nun izni olmadan O'nun katında hiç kimse şefaat edemez. (Ancak O'nun izninden ve razı olmasından sonra bir kişi, başka bir kişi için şefaatçi olabilir) O, yarattığı kullarının işlerinde vuku bulan her şeyi bilendir ve -aynı şekilde- onların gelecekte karşılaşacakları ve meydana gelecek olan şeyleri de bilendir. Kullar, Allah'ın ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar ve kuşatamazlar. Ancak Allah'ın kendilerine izin verdiği kadarını kavrayabilirler. O'nun kürsüsü (burası Rab Teâlâ'nın ayaklarını koyduğu yerdir) bütün genişliğine ve yüceliğine rağmen gökleri ve yeri kaplamıştır. Gökleri ve yeri korumak ve bunları muhafaza etmek O'na ağır gelmez. O, zatı, kadri, üstünlüğü ve galip oluşu ile yüce olandır. Mülkünde ve hükümranlığında azametli olandır.
لَآ إِكۡرَاهَ فِي ٱلدِّينِۖ قَد تَّبَيَّنَ ٱلرُّشۡدُ مِنَ ٱلۡغَيِّۚ فَمَن يَكۡفُرۡ بِٱلطَّٰغُوتِ وَيُؤۡمِنۢ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱسۡتَمۡسَكَ بِٱلۡعُرۡوَةِ ٱلۡوُثۡقَىٰ لَا ٱنفِصَامَ لَهَاۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ 256
İslam dinine girişte hiçbir kimseye zorlama yoktur. Çünkü İslam apaçıktır ve hak dindir. Hiç kimsenin (dine girmek için) zorlanmasına ihtiyaç yoktur. Hak yol batıl yoldan ayrılmıştır. Kim Allah'ın dışında ibadet edilen her şeyi reddeder, onlardan uzak durur ve tek olan Allah'a iman ederse, o, kıyamet günü kurtuluşa erinceye kadar kopmayacak olan en güçlü vesileyle İslam dinine yapışmış ve tutunmuş olur. Allah, kullarının söylediklerini hakkıyla işiten, yaptıklarını hakkıyla gören (kıyamet gününde kullarına,) yapmış oldukları şeylerin karşılığını verecek olandır.
Allah Subhanehu ve Teâlâ, resûl ve nebilerini kendi ilmi ve hikmeti gereği birbirlerine üstün kılmıştır.
Allah'ın zatına ve celaline yakışır bir şekilde O'nun kelam sıfatının ispatı vardır. O, Mûsâ ve Muhammed aleyhimesselam gibi resûllerinden bazılarıyla konuşmuştur.
İman-hidayet, küfür-sapıklık vb. şeylerin tamamı Allah'ın dilemesine, takdir etmesine bağlıdır. Apaçık hikmetler O'na aittir. Eğer dileseydi bütün kullarına hidayet ederdi.
Ayete'l-Kursî; Allah Azze ve Celle'nin rububiyetini, uluhiyetini ve sıfatlarını ihtiva edip beyan ettiği için Allah'ın, kitabındaki en yüce ayetidir.
İslam dinine girip, ona tabi olmanın rıza ve kabul ile gerçekleşmesi gerekir. Zira Allah Teâlâ'nın dinine girmede zorlama yoktur.
Allah'ın kitabına ve O'nun Resûlünün sünnetine sarılmak, dünyada mutluluğun, ahirette ise kazanmanın en büyük vesilesidir.