مَا لَكُمۡ لَا تَنَاصَرُونَ 25
Onlara, azarlanarak şöyle denir: "Size ne oluyor da dünyada birbirinize yardım ettiğiniz gibi yardımlaşmıyorsunuz?! Putlarınızın size yardım edeceğini mi iddia ediyorsunuz?
بَلۡ هُمُ ٱلۡيَوۡمَ مُسۡتَسۡلِمُونَ 26
Hayır! Onlar bugün Allah'ın emrine tamamıyla boyun eğmiş olan zelil kimselerdir. Acizlik ve çaresizliklerinden dolayı birbirlerine hiç yardım edemezler.
وَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖ يَتَسَآءَلُونَ 27
Husumet ve ayıplamanın fayda vermediği günde birbirlerine husumet edip ayıplarlar.
قَالُوٓاْ إِنَّكُمۡ كُنتُمۡ تَأۡتُونَنَا عَنِ ٱلۡيَمِينِ 28
Tabi olanlar, ileri gelenlere "Ey büyüklerimiz! Siz, bizlere din ve hak yönünden geliyordunuz. Bizlere Allah'ı küfr/inkar etmeyi, şirk koşmayı ve günah işlemeyi güzel göstermeye çalışıyordunuz. Bizleri, resûllerin Allah katından getirdikleri haktan nefret ettiriyordunuz." dediler.
قَالُواْ بَل لَّمۡ تَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ 29
İleri gelenler de kendilerine uyanlara, "Mesele sizin iddia ettiğiniz gibi değil. Bilakis sizler küfür üzereydiniz, inkârcıydınız ve iman edenlerden değildiniz." dediler.
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيۡكُم مِّن سُلۡطَٰنِۢۖ بَلۡ كُنتُمۡ قَوۡمٗا طَٰغِينَ 30
İleri gelenler, tabi olanlara, "Ey bize tabi olanlar! Bizim sizin üzerinizde herhangi bir zorlayıcı gücümüz yoktu ki sizi küfre, şirke ve günah işlemeye düşürebilelim. Bilakis siz, zaten küfürde ve sapıklıkta azgın bir toplum idiniz."
فَحَقَّ عَلَيۡنَا قَوۡلُ رَبِّنَآۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ 31
Rabbimizin, (لَأَمۡلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنۡهُمۡ أَجۡمَعِينَ) "Ant olsun cehennemi seninle ve sana uyanların hepsiyle dolduracağım!" (Sad, 85) ayetindeki vaadi sizin ve bizim üzerimize gerçekleşti. Şüphesiz Rabbimizin hakkımızdaki (azap) vaadini orada hiç şüphesiz tadacağız.
فَأَغۡوَيۡنَٰكُمۡ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ 32
Biz, sizi sapıklığa ve küfre davet ettik. Çünkü biz gerçekten hidayet yolundan sapmış kimselerdik.
فَإِنَّهُمۡ يَوۡمَئِذٖ فِي ٱلۡعَذَابِ مُشۡتَرِكُونَ 33
Şüphesiz tabi olanlarla ileri gelenlerin hepsi kıyamet gününde azapta ortaktırlar.
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفۡعَلُ بِٱلۡمُجۡرِمِينَ 34
Şüphesiz Biz, bunlara azabı tattırdığımız gibi, bunların dışındaki günahkârlara da böyle yaparız.
إِنَّهُمۡ كَانُوٓاْ إِذَا قِيلَ لَهُمۡ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسۡتَكۡبِرُونَ 35
Şüphesiz bu müşrikler, dünyada kendilerine, "Allah'tan başka (hak) ilah yoktur, bunun gereğiyle amel edin ve buna muhalif olan amelleri terk edin!" denildiği zaman, buna icabet etmeyi reddettiler. Hakka karşı kibirlenip kendilerini üstün gördüler de itaat etmediler.
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓاْ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٖ مَّجۡنُونِۢ 36
Küfürlerini savunarak, "Mecnun bir şair için ilahlarımıza ibadeti terk mi edeceğiz?" derlerdi. Onlar bu sözleriyle Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i kastediyorlardı.
بَلۡ جَآءَ بِٱلۡحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ 37
Kesinlikle söyledikleri iftira çok büyüktü. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ne mecnundu ne de şairdi. Bilakis o, Allah'ın tevhidine ve resûllerine tabi olmaya davet eden Kur'an'ı getirdi. Resûllerin Allah'ın katından getirdikleri tevhidi ve yeniden dirilmeyi tasdik etti ve onlara hiçbir şeyde muhalefet etmedi.
إِنَّكُمۡ لَذَآئِقُواْ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡأَلِيمِ 38
Ey müşrikler! Mutlaka siz, kıyamet gününde, küfrünüz ve resûlleri yalanlamanız sebebiyle elem verici azabı tadacaksınız.
وَمَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ 39
Ey müşrikler! Dünyada Allah'ı küfr/inkar etmenizin ve işlemiş olduğunuz günahların karşılığı ile cezalandırılacaksınız.
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ 40
Ancak Yüce Allah'a ibadeti en güzel şekilde yapan ve O'na ibadet etmede ihlaslı olanlar Allah'ın azabından kurtulan kimselerdir.
أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ رِزۡقٞ مَّعۡلُومٞ 41
İşte o ihlaslı olan kullara Yüce Allah'ın bahşettiği rızıklar vardır; bunlar güzelliği, temizliği ve devamlılığı ile bilinmektedir.
فَوَٰكِهُ وَهُم مُّكۡرَمُونَ 42
Bu rızık canlarının çektiği en iyi yiyecekler ve çeşitli meyvelerdir. Bunun da üzerinde Yüce Allah'ın yüzüne bakma nimetine ve derecelerinin artmasına nail olurlar.
فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ 43
Zikredilen bütün bu nimetler ebedî ikamet edilecek olan ve hiç kesintiye uğramayan Naim cennetlerindedir.
عَلَىٰ سُرُرٖ مُّتَقَٰبِلِينَ 44
(Onlar) Karşılıklı birbirlerine bakarak tahtlarına kurulurlar.
يُطَافُ عَلَيۡهِم بِكَأۡسٖ مِّن مَّعِينِۢ 45
Nehirde akan su kadar berrak (cennet) şarabından bardaklarla onlara ikram edilip dolaştırılır.
بَيۡضَآءَ لَذَّةٖ لِّلشَّٰرِبِينَ 46
Cennetin şarabının rengi beyazdır ve ondan içen tam bir lezzet alır.
لَا فِيهَا غَوۡلٞ وَلَا هُمۡ عَنۡهَا يُنزَفُونَ 47
Bu dünyadaki şarap gibi değildir. Onda aklı baştan alan sarhoşluk yoktur. Onu içen, başında ağrı hissetmez, aklı ve bedeni selamette olur.
وَعِندَهُمۡ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرۡفِ عِينٞ 48
Cennette onların yanlarında iffetli eşler; gözlerini eşlerinden başkasına çevirmeyen güzel gözlü eşler vardır.
كَأَنَّهُنَّ بَيۡضٞ مَّكۡنُونٞ 49
Sanki onlar bembeyaz renkte el değmemiş ve kuş yumurtaları gibi pürüzsüzdürler.
فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖ يَتَسَآءَلُونَ 50
Cennet ehlinin bazısı bazısına dönüp dünyadaki geçmişlerinden ve olup bitenden sorarlar.
قَالَ قَآئِلٞ مِّنۡهُمۡ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٞ 51
O müminlerden biri, "Benim dünyada ölümden sonra tekrar dirilmeyi inkâr eden bir arkadaşım vardı." der.
Kâfirlerin, şirk ve günah gibi münker amelleri işlemeleri azap görmelerine sebeptir.
Cennet ehlinin birbirleriyle toplanıp karşı karşıya gelmeleri kendilerine verilen nimetlerdendir. Bu da mutluluğun en kamil halidir.