إِنِّي وَجَدتُّ ٱمۡرَأَةٗ تَمۡلِكُهُمۡ وَأُوتِيَتۡ مِن كُلِّ شَيۡءٖ وَلَهَا عَرۡشٌ عَظِيمٞ 23
Onlara hükümdarlık eden bir kadın buldum. Bu kadına hükümdarlık ve otorite ile ilgili her türlü güç ve kuvvet verilmişti. Onun, üzerine oturup toplumunun işlerini idare ettiği büyük bir tahtı vardı.
وَجَدتُّهَا وَقَوۡمَهَا يَسۡجُدُونَ لِلشَّمۡسِ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَعۡمَٰلَهُمۡ فَصَدَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّبِيلِ فَهُمۡ لَا يَهۡتَدُونَ 24
Bu kadını ve kavmini Allah Subhanehu ve Teâlâ'yı bırakıp Güneş'e secde eder halde buldum. Şeytan, onlara, şirk olan amelleri ve günahları süslü göstermiş, böylece de onları hak yoldan çıkarmıştır. Bu yüzden doğru yolu bulamıyorlar.
أَلَّاۤ يَسۡجُدُواْۤ لِلَّهِ ٱلَّذِي يُخۡرِجُ ٱلۡخَبۡءَ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَيَعۡلَمُ مَا تُخۡفُونَ وَمَا تُعۡلِنُونَ 25
Göklerde sakladığı yağmurları ve yerdeki bitkileri ortaya çıkaran, gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz amelleri bilen Allah Teâlâ'ya secde etmesinler diye şeytan, onlara, içinde şirk olan amelleri ve günahları güzel gösterdi.
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلۡعَرۡشِ ٱلۡعَظِيمِ۩ 26
O'ndan başka hak mabud (ilah) yoktur. O, büyük arşın Rabbidir.
۞قَالَ سَنَنظُرُ أَصَدَقۡتَ أَمۡ كُنتَ مِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ 27
Süleyman aleyhisselam Hüdhüd'e şöyle dedi: "İddianda doğru mu söylüyorsun yoksa yalancılardan mısın göreceğiz."
ٱذۡهَب بِّكِتَٰبِي هَٰذَا فَأَلۡقِهۡ إِلَيۡهِمۡ ثُمَّ تَوَلَّ عَنۡهُمۡ فَٱنظُرۡ مَاذَا يَرۡجِعُونَ 28
Süleyman bir mektup yazdı, Hüdhüd'e teslim etti ve ona şöyle dedi: "Bu mektubumu Sebe ehline götür ve onu onlara at. Sonra da onları duyacağın şekilde biraz uzak dur. Bu mektup hakkında ne sonuca varacaklarına bak!"
قَالَتۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمَلَؤُاْ إِنِّيٓ أُلۡقِيَ إِلَيَّ كِتَٰبٞ كَرِيمٌ 29
Kraliçe mektubu aldı ve şöyle dedi: "Ey ileri gelenler! Gerçekten bana çok önemli ve değerli bir mektup bırakıldı."
إِنَّهُۥ مِن سُلَيۡمَٰنَ وَإِنَّهُۥ بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ 30
Bu mektup Süleyman'dan gelmekte olup Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla başlamaktadır.
أَلَّا تَعۡلُواْ عَلَيَّ وَأۡتُونِي مُسۡلِمِينَ 31
Asla büyüklük taslamayın. Yüce Allah'ı birlemek ve O'na şirk koşmayı terk etmek şeklindeki davetime boyun eğerek gelin. Zira sizler, Yüce Allah ile birlikte Güneş'e tapıp ibadet etmekteydiniz.
قَالَتۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمَلَؤُاْ أَفۡتُونِي فِيٓ أَمۡرِي مَا كُنتُ قَاطِعَةً أَمۡرًا حَتَّىٰ تَشۡهَدُونِ 32
Kraliçe şöyle dedi: "Ey ileri gelenler ve efendiler! Bu işimde bana isabetli olan görüşü açıklayın. Siz hazır olmadıkça ve açık bir şekilde görüşünüzü ortaya koymadıkça bir iş hakkında kesin karar vermem."
قَالُواْ نَحۡنُ أُوْلُواْ قُوَّةٖ وَأُوْلُواْ بَأۡسٖ شَدِيدٖ وَٱلۡأَمۡرُ إِلَيۡكِ فَٱنظُرِي مَاذَا تَأۡمُرِينَ 33
Kavminin ileri gelenleri ona şöyle dediler: "Biz çok büyük kuvvet sahibi ve savaşta çok çetin ve zorluk sahibi kimseleriz. Buyruk ise senindir. Artık bize ne emredeceğine sen karar ver, biz onu yapmaya güç yetiririz."
قَالَتۡ إِنَّ ٱلۡمُلُوكَ إِذَا دَخَلُواْ قَرۡيَةً أَفۡسَدُوهَا وَجَعَلُوٓاْ أَعِزَّةَ أَهۡلِهَآ أَذِلَّةٗۚ وَكَذَٰلِكَ يَفۡعَلُونَ 34
Kraliçe şöyle dedi: "Şüphesiz hükümdarlar bir memlekete girdikleri zaman öldürerek, yağmalayarak ve talan ederek o memleketi ifsat ederler. O memleketlerin izzetli ve kuvvet sahibi efendilerini ve ileri gelenlerini zelil ederler. Hükümdarlar üstün geldikleri memleketin ahalisini korkutmak ve kendi heybetini yerleştirmek için daima böyle yaparlar."
وَإِنِّي مُرۡسِلَةٌ إِلَيۡهِم بِهَدِيَّةٖ فَنَاظِرَةُۢ بِمَ يَرۡجِعُ ٱلۡمُرۡسَلُونَ 35
"Şüphesiz ben bu mektubun sahibine ve kavmine bir hediye göndereceğim. Elçilerin bu hediyeden sonra ne haberle döneceklerine bakacağım."
Hüdhüd'ün Sebe kavminin üzerinde bulundukları şirki ve küfrü kabul etmemesi, bütün yaratılmışlardaki imanın fıtrattan olduğuna delildir.
Suçlanan kimseyi soruşturmak ve sunduğu delillerin doğru olup olmadığından emin olmak gerekir.
Düşmanlarla ilgili haberlerin açığa çıkarılması meşrudur.
Besmele ile başlamak mektup yazma adabındandır.
Mümin kimsenin, izzetini batıl ehlinin önünde göstermesi istenen bir davranıştır.