وَكَذَٰلِكَ أَعۡثَرۡنَا عَلَيۡهِمۡ لِيَعۡلَمُوٓاْ أَنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقّٞ وَأَنَّ ٱلسَّاعَةَ لَا رَيۡبَ فِيهَآ إِذۡ يَتَنَٰزَعُونَ بَيۡنَهُمۡ أَمۡرَهُمۡۖ فَقَالُواْ ٱبۡنُواْ عَلَيۡهِم بُنۡيَٰنٗاۖ رَّبُّهُمۡ أَعۡلَمُ بِهِمۡۚ قَالَ ٱلَّذِينَ غَلَبُواْ عَلَىٰٓ أَمۡرِهِمۡ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيۡهِم مَّسۡجِدٗا 21
Ve onları uzun yıllar boyunca uyutup sonra da uyandırarak kudretimizi gösteren harikulade işleri onlara (Ashâb-ı Kehf'e) yaptığımız gibi, onları hemşehrilerine de gösterdik ki hemşehrileri Allah'ın, müminlere olan yardım ve yeniden diriliş vaadinin hak olduğunu bilsinler. Kıyamet mutlaka gerçektir, gelecektir, bunda şüphe yoktur. Ashâb-ı Kehf'in gizli durumları ortaya çıktıktan sonra onlar yaşamlarına devam edip ardından öldüler. Onların bu durumuna şahit olanlar, haklarında ne yapacakları hususunda ihtilafa düştüler. İnsanlardan bir grup onları korumak ve himaye etmek için mağaralarının kapısına bir duvarın örülmesini istediler. Rableri onların halini daha iyi bilir. Bu halleri Rablerinin katında onlara ait bir hususiyetin olduğunu gösterir. Nüfuz ve otorite sahiplerinden ilimsiz olup da sahih bir davetleri bulunmayanlar, "Ashâb-ı Kehf'e değer vermek ve onlara ait yerlerin hatırlanması adına orada ibadet maksadıyla bir mescit bina edelim" dediler.
سَيَقُولُونَ ثَلَٰثَةٞ رَّابِعُهُمۡ كَلۡبُهُمۡ وَيَقُولُونَ خَمۡسَةٞ سَادِسُهُمۡ كَلۡبُهُمۡ رَجۡمَۢا بِٱلۡغَيۡبِۖ وَيَقُولُونَ سَبۡعَةٞ وَثَامِنُهُمۡ كَلۡبُهُمۡۚ قُل رَّبِّيٓ أَعۡلَمُ بِعِدَّتِهِم مَّا يَعۡلَمُهُمۡ إِلَّا قَلِيلٞۗ فَلَا تُمَارِ فِيهِمۡ إِلَّا مِرَآءٗ ظَٰهِرٗا وَلَا تَسۡتَفۡتِ فِيهِم مِّنۡهُمۡ أَحَدٗا 22
Ashâb-ı Kehf kıssası hakkında münakaşaya dalanlardan bazıları diyecekler ki: "Onlar üç kişi idiler, dördüncüleri köpekleridir." Bazıları da diyecekler ki: "Beş kişidir, altıncıları köpekleridir." Her iki grup ne demişse, bilinmeyen hakkında delilsizce tahmin yürütmektedir. Bazıları da şöyle dediler: "Yedi kişidir, sekizincileri köpekleridir." (Ey Resûl!) De ki: Rabbim onların sayılarını daha iyi bilir. Rabbimin bildirdiği hariç onların sayılarını bilen çok azdır. Onların sayıları ve başka halleri hakkında; ehl-i kitap ile de başkaları ile de, ancak açık bir şekilde ve içinde derin bir mücadele olmayacak şekilde tartış. Sadece onların hakkında sana indirilen vahiyle yetinmen yeter. Ve hiç kimseye Ashâb-ı Kehf'in durumuyla ilgili ayrıntılı sorular da sorma. Çünkü onlar bu kıssa hakkında bilgiye sahip değildirler.
وَلَا تَقُولَنَّ لِشَاْيۡءٍ إِنِّي فَاعِلٞ ذَٰلِكَ غَدًا 23
(Ey Peygamber!) Yarın yapacağın bir şey için "Ben bu şeyi yarın muhakkak yapacağım." deme! Çünkü sen yarın onu yapabilecek misin yoksa seninle yapmak istediğin şeyin arasına bir engel mi çıkacağını tam olarak bilemezsin. Bu ayet her Müslüman için bir talimattır/direktiftir.
إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُۚ وَٱذۡكُر رَّبَّكَ إِذَا نَسِيتَ وَقُلۡ عَسَىٰٓ أَن يَهۡدِيَنِ رَبِّي لِأَقۡرَبَ مِنۡ هَٰذَا رَشَدٗا 24
Ancak o yapacağın şeyi Allah'ın dilemesine bağlayarak şöyle demelisin: "İnşallah yarın yapacağım." Ve bunu unuttuğun takdirde Allah'ı an ve şöyle de: "Umarım Rabbim beni, hidayet ve muvaffakiyet bakımından bundan daha yakın olana irşat eder."
وَلَبِثُواْ فِي كَهۡفِهِمۡ ثَلَٰثَ مِاْئَةٖ سِنِينَ وَٱزۡدَادُواْ تِسۡعٗا 25
Ashâb-ı Kehf, mağaralarında üç yüz dokuz sene kaldılar.
قُلِ ٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا لَبِثُواْۖ لَهُۥ غَيۡبُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ أَبۡصِرۡ بِهِۦ وَأَسۡمِعۡۚ مَا لَهُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَلِيّٖ وَلَا يُشۡرِكُ فِي حُكۡمِهِۦٓ أَحَدٗا 26
(Ey Resûl!) De ki: Ashâb-ı Kehf'in mağaralarında ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir. Yüce Allah bizlere mağarada kaldıkları müddeti bildirdi. Bundan sonra bu konuda hiç kimse Allah Subhanehu ve Teâlâ'nın söylediklerinin üzerine herhangi bir söz söyleme hakkına sahip değildir. Çünkü göklerde ve yerde gayb aleminde bulunanların yaratılması ve bilgisi O'na aittir. O ne güzel görür -ki her şeyi görmektedir- ne güzel işitir -ki her şeyi işitmektedir-! İnsanlar için O'ndan başka yakın bir dost ve yardımcı da yoktur. O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez, O hükmünde tek başınadır/münferittir.
Allah Subhanehu ve Teâlâ, hükmün yalnız kendisine ait olduğunu açıklayıp izah ettikten sonra, Resûlüne, Rabbi katından kendisine vahyedilen hükümleri okumasını ve onlara uymasını emretti.
وَٱتۡلُ مَآ أُوحِيَ إِلَيۡكَ مِن كِتَابِ رَبِّكَۖ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَٰتِهِۦ وَلَن تَجِدَ مِن دُونِهِۦ مُلۡتَحَدٗا 27
(Ey Resûl!) Allah'ın sana Kur'an'dan vahyettiğini oku ve onunla amel et. Onun sözlerini değiştirecek hiç kimse yoktur. Çünkü hepsi doğrudur, hakikattir, adalettir. Allah Subhanehu ve Teâlâ'dan başka sığınacağın bir sığınak, korunacağın bir koruyucu da yoktur.
Şeriatımızda kabirlerin üzerine mescit inşa etmek ve kabirlerin üzerine bina edilen mescitlerde namaz kılmak caiz değildir.
Ashâb-ı Kehf kıssasında Allah'ın haşretmesi, ölümden sonra insanları kabirlerinden kaldırıp diriltmesi ve hesaba çekmesi bağlamında, kudretine dair hüccet ikame edilmiştir.
Ayetler, övülen münakaşa ve tartışmanın güzellikle yapılan tartışma olduğuna delalet etmektedir.
Şer'î sünnet ve edep, gelecekte yapılacak işlerin Allah Teâlâ'nın dilemesine bağlanmasını gerektirmektedir.