كَلَّا بَلۡ تُحِبُّونَ ٱلۡعَاجِلَةَ 20
Kesinlikle hayır! Durum, sizin yeniden dirilişin imkânsız olduğunu iddia ettiğiniz gibi değildir. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki sizleri yoktan yaratmaya kadir olan, ölümünüzün ardından size tekrar hayat vermekten de aciz değildir. Oysa sizin yeniden dirilişi inkâr etmenizin gerçek sebebi, çabucak geçiveren dünya hayatına olan sevginizdir.
وَتَذَرُونَ ٱلۡأٓخِرَةَ 21
Allah’ın size emrettiği ibadetleri yerine getirmekle ve size yasakladığı haramları terk etmekle ulaşılan ahiret hayatını ise terk ediyorsunuz.
وُجُوهٞ يَوۡمَئِذٖ نَّاضِرَةٌ 22
O gün, iman ve saadet ehli kimselerin yüzleri nur içinde parlar.
إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٞ 23
Bundan zevk duyarak Rablerine bakarlar.
وَوُجُوهٞ يَوۡمَئِذِۢ بَاسِرَةٞ 24
O gün, kâfir ve bedbaht kimselerin yüzleri ise asıktır.
تَظُنُّ أَن يُفۡعَلَ بِهَا فَاقِرَةٞ 25
Başlarına çok büyük bir cezanın ve elem verici bir azabın geleceğini kesin olarak bilirler.
كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِيَ 26
Durum, öldükleri zaman azap görmeyeceklerini zanneden müşriklerin düşündükleri gibi değildir. Onlardan birinin canı, göğsünün en üstüne ulaştığında;
وَقِيلَ مَنۡۜ رَاقٖ 27
İnsanlar birbirine "Şifa bulması için bunu kim okur?" dediğinde;
وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلۡفِرَاقُ 28
Can çekişmekte olan kimse o zaman, ölümüyle birlikte dünyadan ayrılmakta olduğunu kesin olarak anladığında;
وَٱلۡتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ 29
Dünyanın sonunda ve ahiretin başlangıcında sıkıntılar bir araya toplandığında; (bacak da bacağa dolaştığında);
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوۡمَئِذٍ ٱلۡمَسَاقُ 30
İşte bunlar meydana geldiğinde, ölen kimse Rabbinin huzuruna getirilir.
فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ 31
O kâfir, Peygamber'in getirdiklerini tasdik etmemiş ve Allah Teâlâ için namaz kılmamıştı.
وَلَٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ 32
Fakat Peygamber'in getirdiklerini yalanlamış ve ondan yüz çevirmişti.
ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ 33
Bu kâfir, sonra da kibrinden dolayı yürüyüşünde böbürlenerek ailesine gitmişti.
أَوۡلَىٰ لَكَ فَأَوۡلَىٰ 34
Allah Teâlâ, azabının peşine düşmesi ve çok yaklaşmasıyla kâfire gözdağı vermiştir.
ثُمَّ أَوۡلَىٰ لَكَ فَأَوۡلَىٰٓ 35
Ardından cümleyi tekit etmek için tekrarlamış ve (ثُمَّ أَوۡلَىٰ لَكَ فَأَوۡلَىٰٓ) "Sonra yine layıksın, sana layıktır." diye buyurmuştur.
أَيَحۡسَبُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَن يُتۡرَكَ سُدًى 36
Yoksa insan, Yüce Allah’ın onu bir dinle sorumlu kılmadan başıboş bıraktığını mı zannediyor?
أَلَمۡ يَكُ نُطۡفَةٗ مِّن مَّنِيّٖ يُمۡنَىٰ 37
Bu insan, bir zamanlar rahme akıtılan bir meni damlası değil miydi?
ثُمَّ كَانَ عَلَقَةٗ فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ 38
Bunun ardından donmuş bir kan pıhtısı oldu. Sonra da Allah onu yarattı ve onun şeklini düzenledi.
فَجَعَلَ مِنۡهُ ٱلزَّوۡجَيۡنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلۡأُنثَىٰٓ 39
Sonra da onun türünden, erkek ve kadın iki cins yarattı.
أَلَيۡسَ ذَٰلِكَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحۡـِۧيَ ٱلۡمَوۡتَىٰ 40
İnsanları bir meni damlası ve kan pıhtısından yaratan, hesap görmek ve karşılıklarını vermek üzere ölüleri yeni baştan diriltmeye kadir değil midir? Tabiî ki evet! Muhakkak O'nun bunu yapmaya gücü yeter.
سورة Medenî
İnsana; yaratılışının kökeni ve dünyadaki yolculuğu hatırlatılmış, Allah'ın, veli kulları için cennette neler hazırladığı anlatılmıştır.
هَلۡ أَتَىٰ عَلَى ٱلۡإِنسَٰنِ حِينٞ مِّنَ ٱلدَّهۡرِ لَمۡ يَكُن شَيۡٔٗا مَّذۡكُورًا 1
İnsanoğlunun henüz var olmadığı ve kendisinden bahsedilmeyen çok uzun bir zaman geçti.
إِنَّا خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِن نُّطۡفَةٍ أَمۡشَاجٖ نَّبۡتَلِيهِ فَجَعَلۡنَٰهُ سَمِيعَۢا بَصِيرًا 2
Biz insanı, erkek ve kadının meni karışımından olan bir damla sudan yarattık. Üzerine yüklediğimiz sorumluluklarla onu imtihan ederiz. Din olarak onu mükellef kıldıklarımızı yerine getirsin diye onu işiten ve gören bir kimse kıldık.
إِنَّا هَدَيۡنَٰهُ ٱلسَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرٗا وَإِمَّا كَفُورًا 3
Biz ona, peygamberlerimizin dilleriyle hidayet yolunu açıkladık. Bundan sonra o, ya dosdoğru yolu bularak Allah’a şükreden mümin bir kul olur ya da yoldan saparak Allah’ın ayetlerini inkâr eden kâfir bir kul olur.
Yüce Allah, hidayet ehli ile sapık olan iki çeşit insanı beyan edince, bu ikisinin alacağı karşılığı da açıklayarak şöyle buyurmuştur:
إِنَّآ أَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِينَ سَلَٰسِلَاْ وَأَغۡلَٰلٗا وَسَعِيرًا 4
Elbette Biz, Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenlere, cehennem ateşine sürüklenecekleri zincirler, orada boyunlarına vurulacak prangalar ve tutuşturulmuş bir ateş hazırladık.
إِنَّ ٱلۡأَبۡرَارَ يَشۡرَبُونَ مِن كَأۡسٖ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا 5
Allah’a itaatkâr olan müminler ise kıyamet günü güzel kokması için kâfûr karıştırılmış içki dolu bardaklardan içecekler.
Dünyayı sevmenin ve ahiretten yüz çevirmenin tehlikesi ifade edilmiştir.
İnsanın tercih hakkı ispat edilmiştir. Bu durum, Yüce Allah’ın ona olan ikramlarından biridir.
Yüce Allah'ın değerli yüzüne bakmak en büyük nimetlerdendir.