أُوْلَٰٓئِكَ لَمۡ يَكُونُواْ مُعۡجِزِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا كَانَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِنۡ أَوۡلِيَآءَۘ يُضَٰعَفُ لَهُمُ ٱلۡعَذَابُۚ مَا كَانُواْ يَسۡتَطِيعُونَ ٱلسَّمۡعَ وَمَا كَانُواْ يُبۡصِرُونَ 20
İşte bu özelliklere sahip olanlar var ya, yeryüzünde Allah’ın azabı üzerlerine indiği zaman ondan kaçmaya güç yetiremezler. Allah’ın cezasını onlardan savacak Allah’tan başka müttefikleri ve yardımcıları da yoktur. Kendi nefislerini ve başkalarını Allah’ın yolundan çevirmeleri sebebiyle kıyamet günü azapları arttırılır. Çünkü onlar, kabul edecekleri bir işitmeyle dünyada hakkı ve hidayeti işitmeye güç yetirememişlerdi. Aynı şekilde haktan şiddetle yüz çevirmeleri sebebiyle Allah’ın kainattaki ayetlerine, kendilerine fayda verecek bir nazarla bakmıyorlardı.
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ وَضَلَّ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ 21
İşte bu sıfatlarla vasfolunmuş olanlar, Allah ile beraber ortaklar edinerek kendi nefislerini helake sürüklemek suretiyle kendilerini ziyana uğratan kimselerdir. Onların uydurdukları ortakları ve şefaatçileri de kendilerinden uzaklaşıp gitmişlerdir.
لَا جَرَمَ أَنَّهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ هُمُ ٱلۡأَخۡسَرُونَ 22
Kıyamet günü elde edecekleri kazanç bakımından asıl zarar edenler onlardır. Zira iman yerine küfrü, ahiret yerine dünyayı, rahmet yerine de azabı tercih etmişlerdir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَأَخۡبَتُوٓاْ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ 23
Allah’a ve Resûlüne iman edip salih amel işleyenler, Allah’a boyun eğenler ve korkanlar var ya, işte onlar cennet ahalisidir ve orada ebedî kalıcıdırlar.
۞مَثَلُ ٱلۡفَرِيقَيۡنِ كَٱلۡأَعۡمَىٰ وَٱلۡأَصَمِّ وَٱلۡبَصِيرِ وَٱلسَّمِيعِۚ هَلۡ يَسۡتَوِيَانِ مَثَلًاۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ 24
Bu iki zümrenin (müminler ile kâfirlerin) durumu, görmeyen kör ile işitmeyen sağır gibidir. Zira kâfirlerin durumu böyledir. Onlar işiten ve gören kimse gibi hakkı kabul etmek için dinlemez, kendilerine fayda verecek şekilde bakıp görmezler. İşte bunların durumu ile görmenin ve işitmenin kendilerinde bir araya geldiği müminlerin durumu bir olur mu? Bu iki zümrenin hali ve sıfatı hiç aynı olur mu? Asla bir olmazlar. Bunların eşit olmayacağı hususunda hâlâ (düşünüp) ibret almıyor musunuz?
Müşriklerin, imandan yüz çevirdikleri ortaya çıkınca Allah Teâlâ; Nebisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'i teselli etmiştir ki o sallallahu aleyhi ve sellem ilk yalanlanan kimse değildir. Diğer peygamber kıssalarında insanların yalanlamaları zikredilmiştir. Allah Subhânehu veTeâlâ şöyle buyurmuştur:
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوۡمِهِۦٓ إِنِّي لَكُمۡ نَذِيرٞ مُّبِينٌ 25
Nuh aleyhisselam'ı elçi olarak kavmine gönderdik. O, kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Ben sizi Allah'ın azabı hakkında apaçık bir şekilde uyaran ve kendisiyle gönderildiğim şeyi size açıklayan bir elçiyim.
أَن لَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّا ٱللَّهَۖ إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ أَلِيمٖ 26
Sizi, sadece Yüce Allah'a ibadet etmeye davet ediyorum. Sakın O'ndan başkasına kulluk etmeyin. Muhakkak ki ben sizin hakkınızda, elem verici bir günün azabından korkarım.
فَقَالَ ٱلۡمَلَأُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن قَوۡمِهِۦ مَا نَرَىٰكَ إِلَّا بَشَرٗا مِّثۡلَنَا وَمَا نَرَىٰكَ ٱتَّبَعَكَ إِلَّا ٱلَّذِينَ هُمۡ أَرَاذِلُنَا بَادِيَ ٱلرَّأۡيِ وَمَا نَرَىٰ لَكُمۡ عَلَيۡنَا مِن فَضۡلِۢ بَلۡ نَظُنُّكُمۡ كَٰذِبِينَ 27
Onun kavminden kafir olanlardan ileri gelenler ve muteber kimseler şöyle dediler: "Senin çağrına asla icabet etmeyeceğiz, çünkü sen bize karşı ayrıcalıklı değilsin, sen de bizim gibi bir insansın. Bizler sana tabi olan halkın bizim aşağı tabakamızdan kimseler olduğu görüşündeyiz. Bizim size uymamızı uygun duruma getiren fazladan şeref, mal ve makamınız yoktur. Aksine sizlerin davet ettiğiniz şeyde yalancılar olduğunuzu zannediyoruz."
قَالَ يَٰقَوۡمِ أَرَءَيۡتُمۡ إِن كُنتُ عَلَىٰ بَيِّنَةٖ مِّن رَّبِّي وَءَاتَىٰنِي رَحۡمَةٗ مِّنۡ عِندِهِۦ فَعُمِّيَتۡ عَلَيۡكُمۡ أَنُلۡزِمُكُمُوهَا وَأَنتُمۡ لَهَا كَٰرِهُونَ 28
Nuh aleyhisselam şöyle dedi: Ey kavmim! Eğer Rabbimden, benim doğruluğuma şahitlik eden, sizin de beni doğrulamanızı gerektiren açık bir delil üzerindeysem ve Rabbim bana, nübüvvet ve risalet olan bir rahmet vermiş ve sizin bundaki cehaletiniz sebebiyle bu size gizli kalmışsa, biz sizi buna iman etmeniz için zorlayacak ve sizin kalplerinize bunu zorla mı sokacağız? Biz buna güç yetiremeyiz. İman etmeye muvaffak kılan Allah Teâlâ'dır.
Kafir, kulağı ve gözünden kendisini imana götürecek şekilde faydalanamaz. Bu iki organ kâfir için işe yaramaz/faydasız bir şey gibidir. Mümin kimse için böyle değildir.
Allah Teâlâ'nın peygamberlere tabi olan kimseler hakkındaki sünneti gereği onlar (tabi olanlar) kibirden arınmaları sebebiyle fakirler ve zayıf kimselerdir. Peygamberlerin düşmanları ise ileri gelenler ve soylu kimselerdir.
Genel olarak soylu kimselerin ve ileri gelenlerin kendilerinden daha aşağıda olan kimseleri hakir gördükleri beyan edilmiştir.