۞إِنَّآ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ كَمَآ أَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ نُوحٖ وَٱلنَّبِيِّۧنَ مِنۢ بَعۡدِهِۦۚ وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ وَٱلۡأَسۡبَاطِ وَعِيسَىٰ وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَٰرُونَ وَسُلَيۡمَٰنَۚ وَءَاتَيۡنَا دَاوُۥدَ زَبُورٗا 163
Ey Resûl! Senden önceki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Sen resûllerin ilki de değilsin. Kesinlikle Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettik. İbrahim'e ve iki oğlu İsmail ve İshak'a, İshak'ın oğlu Yakub'a ve torunlara (onlar İsrailoğulları'nın on iki kabilelerinde bulunan ve Yakub aleyhisselam'ın oğullarından olan peygamberlerdir.) İsâ'ya, Eyyûb'a, Yûnus'a, Hârûn'a ve Süleyman'a da vahyettik. Dâvud aleyhisselam'a kitap verdik ki o da Zebûr'dur.
وَرُسُلٗا قَدۡ قَصَصۡنَٰهُمۡ عَلَيۡكَ مِن قَبۡلُ وَرُسُلٗا لَّمۡ نَقۡصُصۡهُمۡ عَلَيۡكَۚ وَكَلَّمَ ٱللَّهُ مُوسَىٰ تَكۡلِيمٗا 164
Kur'an'da sana anlattığımız ve anlatmadığımız resûller gönderdik. Sana anlatmadığımız resûlleri bir hikmete binaen zikretmedik. Allah Subhanehu ve Teâlâ, kendi celâline layık bir şekilde Mûsâ aleyhisselam'a peygamberlik hususunda bir ikram olması için -vasıtasız- gerçek bir konuşma ile konuştu.
رُّسُلٗا مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى ٱللَّهِ حُجَّةُۢ بَعۡدَ ٱلرُّسُلِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمٗا 165
Biz, Allah'a iman edenleri değerli sevaplar ile müjdelemeleri ve küfredenleri de acı verici azapla korkutmaları için resûlleri gönderdik. Aynı zamanda resûllerin gönderilmesinden sonra insanların Allah'a karşı bir delilleri olmaması için gönderdik. Allah mülkünde Aziz, hükmünde hikmet sahibidir.
لَّٰكِنِ ٱللَّهُ يَشۡهَدُ بِمَآ أَنزَلَ إِلَيۡكَۖ أَنزَلَهُۥ بِعِلۡمِهِۦۖ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَشۡهَدُونَۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا 166
(Ey Resûl!) Eğer Yahudiler seni inkâr ederlerse, şüphesiz Allah Kur'an'da sana indirdiğiyle eksiksiz ve tam olarak seni tasdik eder. Allah onda kullarının bilmek istediklerini, kendisinin sevip razı olduğu, sevmediği ve reddettiği ilmini indirdi. Allah'ın şehadetiyle birlikte senin sadık olduğuna melekler de şahitlik ederler. Şahit olarak Allah yeter. Allah'ın sana olan şahitliği başkasının şahitliği yerine kâfidir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ قَدۡ ضَلُّواْ ضَلَٰلَۢا بَعِيدًا 167
Senin peygamberliğini reddedip inkâr edenler ve insanların İslam'a girmesine engel olanlar haktan şiddetli bir şekilde uzaklaşmışlardır.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَظَلَمُواْ لَمۡ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغۡفِرَ لَهُمۡ وَلَا لِيَهۡدِيَهُمۡ طَرِيقًا 168
Şüphesiz Allah'ı ve resûllerini inkâr edenleri ve küfürde kalmakla kendi nefislerine zulmedenleri, bulundukları küfür üzerine kalmaya ısrarcı oldukları sürece yüce Allah bağışlamayacak ve asla onları Allah'ın azabından kurtaracak doğru yola yöneltmeyecektir.
إِلَّا طَرِيقَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدٗاۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٗا 169
Kendilerinin daimî kalacakları cehennemden başka bir yol yoktur. Bu da Allah için çok kolaydır. Hiçbir şey Allah'ı aciz bırakamaz.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدۡ جَآءَكُمُ ٱلرَّسُولُ بِٱلۡحَقِّ مِن رَّبِّكُمۡ فََٔامِنُواْ خَيۡرٗا لَّكُمۡۚ وَإِن تَكۡفُرُواْ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمٗا 170
Ey insanlar! Size resûl Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, Allah Teâlâ'dan hidayeti ve hak dini getirdi. Siz de getirdiğine iman ediniz, sizin için dünyada ve ahirette hayırlı olan budur. Eğer Allah'ı inkâr ederseniz, Allah'ın iman etmenize ihtiyacı yoktur ve sizin küfretmeniz O'na zarar vermez. Çünkü göklerin, yerin ve aralarında bulunanların hepsinin mülkü O'na aittir. Şüphesiz Allah, hidayeti kimin hak ettiğini daha iyi bilir ve ona hidayeti kolaylaştırır. Kimin de hidayeti hak etmediğini bilir ve onu hidayete karşı kör eder. Allah söylemiş olduğu sözlerinde, fiillerinde, şeriatında ve kaderinde (takdir ettiğinde) hikmet sahibidir.
Nuh'un, İbrahim'in ve o ikisinin zürriyetinden gelen peygamberlerin, ayrıca adlarını yalnızca yüce Allah'ın bildiği bir hikmete bağlı olarak zikredilmemiş olan diğer peygamberlerin, peygamber ve resûl olarak görevlendirildiği zikredilmiştir.
Allah Teâlâ'nın kelam sıfatının zatına ve celâline layık şekilde ispatı vardır. Kesinlikle Allah Teâlâ, peygamberi Mûsâ aleyhisselam ile konuşmuştur.
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in hak peygamber olduğu iddiasına Allah Teâlâ ve meleklerinin şahitlik ettikleri açıklanmış ve bunun Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem için bir teselli olduğu ortaya konulmuştur.