وَلَقَدۡ جَعَلۡنَا فِي ٱلسَّمَآءِ بُرُوجٗا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ 16
Elbette Biz, gökyüzüne insanların yolculuklarda kara ve denizlerin karanlığında yollarını bulmaları için çok büyük yıldızlar koyduk ve onları, Allah Subhanehu ve Teâlâ'nın kudretinin bir delili olması için bakan ve gören kimseler için güzelleştirdik.
وَحَفِظۡنَٰهَا مِن كُلِّ شَيۡطَٰنٖ رَّجِيمٍ 17
Gökyüzünü Allah’ın rahmetinden kovulmuş bütün şeytanlardan muhafaza ettik.
إِلَّا مَنِ ٱسۡتَرَقَ ٱلسَّمۡعَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابٞ مُّبِينٞ 18
Melekler topluluğunu gizlice dinleyen (şeytan ve cin) ise bundan müstesnadır. Ona da parlak bir gök cismi yetişir ve onu yakıverir.
وَٱلۡأَرۡضَ مَدَدۡنَٰهَا وَأَلۡقَيۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ وَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَيۡءٖ مَّوۡزُونٖ 19
İnsanların, üzerinde yerleşip yaşaması için yeryüzünü döşeyerek serdik. Ve oraya sabit dağlar yerleştirdik ki (yeryüzü dengesiz hareket etmesin) insanlar sarsılmasın. Ve orada hikmet gereğince takdir edilmiş çeşitli bitkilerden sınırlı bir şekilde yetiştirdik.
وَجَعَلۡنَا لَكُمۡ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسۡتُمۡ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ 20
(Ey insanlar!) Dünya hayatında olduğunuz sürece sizleri yaşatacak olan yiyecekler ve içecekler var ettik. Sizden başka olup da sizin rızıklandırmadığınız insanlar ve hayvanlar için de yeryüzünde yaşatacak rızık var ettik.
وَإِن مِّن شَيۡءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٖ مَّعۡلُومٖ 21
İnsanların ve hayvanların faydalandığı her şeyi var etmeye ve insanları faydalandırmaya yalnız Biz kadiriz. Bunlardan var ettiğimiz her şeyi hikmetimizin ve irademizin gereğine göre sınırlı miktarda var ederiz.
وَأَرۡسَلۡنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءٗ فَأَسۡقَيۡنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمۡ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ 22
Biz, bulutları aşılayan rüzgârları gönderdik ve aşılanmış bulutlardan yağmur indirdik. Sizleri bu yağmur sularıyla suladık. (Ey insanlar!) Bu suyu yeryüzünde kaynak ve kuyu olması için depolayan siz değilsiniz, elbette ki yeryüzünde onu Allah Teâlâ depolar ve korur.
وَإِنَّا لَنَحۡنُ نُحۡيِۦ وَنُمِيتُ وَنَحۡنُ ٱلۡوَٰرِثُونَ 23
Muhakkak ki ancak Biz, onları yoktan var ederek ve ölümlerinin ardından da tekrar dirilterek ölülere hayat veririz ve vadeleri dolduğu zaman da dirileri öldürürüz. Yeryüzünün ve üzerinde olan her şeyin ardından mirasçı olarak kalacak olan da yalnızca Biziz.
وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَقۡدِمِينَ مِنكُمۡ وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَٔۡخِرِينَ 24
Elbette sizden önce gelenlerin doğum ve ölümlerini bildiğimiz gibi sizden sonra gelen kimselerin de doğum ve ölümlerini biliriz. Bunlardan hiçbir şey Bize gizli kalmaz.
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحۡشُرُهُمۡۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٞ 25
(Ey Peygamber!) Senin Rabbin, kıyamet günü, ihsan edenleri ihsanlarından ötürü ödüllendirmek, kötülük edenleri de kötülüğünden dolayı cezalandırmak için hepsini bir araya toplayacaktır. Muhakkak O, yönetiminde hikmet ve ilim sahibidir, O'na hiçbir şey gizli kalmaz.
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِن صَلۡصَٰلٖ مِّنۡ حَمَإٖ مَّسۡنُونٖ 26
Biz Âdem’i, oyulup kazınması halinde ses çıkaran kuru bir çamurdan yarattık. Onun yaratıldığı bu çamur, çok uzun beklemesi sebebiyle rengi kara, kokusu değişmiş bir çamurdu.
وَٱلۡجَآنَّ خَلَقۡنَٰهُ مِن قَبۡلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ 27
Âdem aleyhisselam’ı yaratmadan önce de cinlerin atasını sıcaklığı çok yüksek bir ateşten yarattık.
وَإِذۡ قَالَ رَبُّكَ لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّي خَٰلِقُۢ بَشَرٗا مِّن صَلۡصَٰلٖ مِّنۡ حَمَإٖ مَّسۡنُونٖ 28
(Ey Peygamber!) Hani Rabbinin meleklere ve onlarla beraber olan İblis'e "Ben oyulduğu zaman ses çıkaran, kokusu değişmiş, kara ve kuru çamurdan bir insan yaratacağım” dediği zamanı hatırla.
فَإِذَا سَوَّيۡتُهُۥ وَنَفَخۡتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُۥ سَٰجِدِينَ 29
Onun suretini/şeklini değiştirip yaratılışını tamamladığımda, emrimi yerine getirmek ve onu selamlamak için hemen ona secde edin.
فَسَجَدَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمۡ أَجۡمَعُونَ 30
Meleklerin hepsi, Rablerinin onlara emrettiği gibi emrine boyun eğerek ona secde etmişlerdi.
إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ 31
Fakat -meleklerle beraber olan ancak bir melek olmayan- (İblis), Âdem’e -melekler gibi- secde etmekten kaçındı.
Kulun, gökyüzü ve oradaki süsleri/yıldızları düşünüp anlaması ve böylece bütün bunların bir yaratıcısının olduğu sonucuna varması gerekir.
Bütün rızıklara ve takdir edilen türlere yüce Allah’tan başka kimse sahip değildir. Bunların hazineleri O'nun elindedir, hikmetine ve rahmetine göre dilediğine verir, dilediğine vermez.
Yeryüzü, düzgünce serilip döşenmiş, beşeriyetin kendi üzerinde yaşamasına imkân veren bir varlıktır. O, üzerinde yaşayanlarla birlikte hareket etmemesi için tepelerle ve yüce dağlarla sabitlenmiştir. Yeryüzünde hikmete ve maslahata uygun bir şekilde bilinen miktarlarda takdir edilmiş çeşitli bitkiler vardır.
Meleklerin Âdem'e secde etmelerinin emredilmesinde insanlığa değer verilmesi vardır.