۞لَّا يُحِبُّ ٱللَّهُ ٱلۡجَهۡرَ بِٱلسُّوٓءِ مِنَ ٱلۡقَوۡلِ إِلَّا مَن ظُلِمَۚ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعًا عَلِيمًا 148
Allah açıktan kötü söz söylenmesini sevmez. Bilakis bundan hoşlanmayıp bunu yapanı da tehdit etmiştir. Lakin zulme uğrayan kimse için açıktan kötü söz söylemesi caiz olur. Kendisine yapılan zulümden dolayı, o kimse hakkında şikayette bulunabilir, ona beddua edip, söylenenlere misliyle karşılık verebilir. Fakat mazlumun kendisine yapılan zulme sabretmesi, açıktan kötü söz söylemesinden daha evladır. Şüphesiz Allah, söylemiş olduğunuz bütün sözlerinizi işitir. Bütün niyetlerinizi bilir. Bu yüzden kötü söz söylemekten veya kastetmekten sakınınız.
إِن تُبۡدُواْ خَيۡرًا أَوۡ تُخۡفُوهُ أَوۡ تَعۡفُواْ عَن سُوٓءٖ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوّٗا قَدِيرًا 149
Eğer sözlü ya da fiilî olarak yapılan bir iyiliği izhar eder ya da gizlerseniz veya size kötülük yapandan intikam almaktan vazgeçerseniz muhakkak ki Allah Teâlâ affedendir ve her şeye hakkıyla kadir olandır. Affetmek sizin ahlakî ilkeniz olsun. Umulur ki Allah sizi bağışlar.
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكۡفُرُونَ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَيُرِيدُونَ أَن يُفَرِّقُواْ بَيۡنَ ٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَيَقُولُونَ نُؤۡمِنُ بِبَعۡضٖ وَنَكۡفُرُ بِبَعۡضٖ وَيُرِيدُونَ أَن يَتَّخِذُواْ بَيۡنَ ذَٰلِكَ سَبِيلًا 150
Şüphesiz Allah'ı ve resûllerini inkâr edenler, Allah ile resûllerinin arasını ayırmak isteyenler, bir yandan onlara iman ediyorlar, diğer yandan da onları yalanlıyorlar. Şöyle diyorlar: "Bizler resûllerin bazılarına iman eder, bazılarını inkâr ederiz." Böylece kendilerini kurtaracağını zannederek küfür ile iman arasında bir yol tutmak isterler.
أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَٰفِرُونَ حَقّٗاۚ وَأَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابٗا مُّهِينٗا 151
Bu yol üzerinde gidenler, işte onlar gerçek kâfirlerdir. Şüphesiz resûllerin hepsini veya bazılarını inkâr eden, Allah'ı ve resûllerini inkâr etmiş olur. Kâfirlere, kıyamet gününde küçük düşürücü bir azap hazırladık. Bu da Allah'a ve resûllerine iman etmede kibirli davranmalarından dolayı onları cezalandırmak içindir.
Yüce Allah kâfirlerin cezasını (yaptıklarının karşılığını) zikrettikten sonra, müminlerin mükâfatlarını zikredip şöyle buyurmuştur:
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَلَمۡ يُفَرِّقُواْ بَيۡنَ أَحَدٖ مِّنۡهُمۡ أُوْلَٰٓئِكَ سَوۡفَ يُؤۡتِيهِمۡ أُجُورَهُمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورٗا رَّحِيمٗا 152
Allah'a iman edip birleyenler ve O'na hiçbir kimseyi ortak koşmayanlar, resûllerinin hepsini tasdik edip iman eden kimselerdir. Kâfirlerin yaptıkları gibi aralarında ayrım yapmazlar, bilakis onların hepsine iman ederler. Allah onlara, imanlarının ve bu imanlarından ötürü yaptıkları salih amellerinin karşılığı olarak büyük bir sevap verecektir. Yüce Allah, günahlarından tövbe eden kullarını bağışlayan ve merhamet edendir.
يَسَۡٔلُكَ أَهۡلُ ٱلۡكِتَٰبِ أَن تُنَزِّلَ عَلَيۡهِمۡ كِتَٰبٗا مِّنَ ٱلسَّمَآءِۚ فَقَدۡ سَأَلُواْ مُوسَىٰٓ أَكۡبَرَ مِن ذَٰلِكَ فَقَالُوٓاْ أَرِنَا ٱللَّهَ جَهۡرَةٗ فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ بِظُلۡمِهِمۡۚ ثُمَّ ٱتَّخَذُواْ ٱلۡعِجۡلَ مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُ فَعَفَوۡنَا عَن ذَٰلِكَۚ وَءَاتَيۡنَا مُوسَىٰ سُلۡطَٰنٗا مُّبِينٗا 153
(Ey Resûl!) Yahudiler Mûsâ aleyhisselam'a gökten bir defada kitap indiği gibi hak resûl olduğuna alamet olarak senden bir kerede kendilerine gökten kitap indirmeni istiyorlar. Yahudilerin bu isteğini onlar için çok görme. Çünkü geçmişte ataları Mûsâ aleyhisselam'dan bundan daha büyüğünü; kendilerine Allah'ı çıplak gözleriyle göstermesini istemişlerdi. Onlar, işlemiş oldukları bu günahlarına ceza olarak yıldırım çarpmasına maruz kaldılar. Sonra, Allah onları tekrar diriltti. Kendilerine Allah'ın, rububiyette ve uluhiyette bir ve tek olduğunu apaçık açıklayan ayetler geldikten sonra, tekrar Allah'a ibadet etmeyi bırakıp buzağıya taptılar. Sonra onların günahlarını tekrar bağışladık ve kavmine karşı Mûsâ aleyhisselam'a apaçık bir delil verdik.
وَرَفَعۡنَا فَوۡقَهُمُ ٱلطُّورَ بِمِيثَٰقِهِمۡ وَقُلۡنَا لَهُمُ ٱدۡخُلُواْ ٱلۡبَابَ سُجَّدٗا وَقُلۡنَا لَهُمۡ لَا تَعۡدُواْ فِي ٱلسَّبۡتِ وَأَخَذۡنَا مِنۡهُم مِّيثَٰقًا غَلِيظٗا 154
Onlardan alınan pekiştirilmiş kesin söz sebebi ile, Tevrat'ta bulunan emirlerle amel etmeleri için ve korkutmak amacıyla dağı üzerlerine kaldırdık. Dağı üzerlerine kaldırdıktan sonra onlara şöyle dedik: "Başlarınızı eğerek Beyti'l-Makdis'in kapısından giriniz." Onlar ise kıçlarının üzerine oturup sürünerek girdiler. "Cumartesi günü balık avlama yasağını çiğnemeyin" dedik, onlar ise yasağı dinlemeyip balık avladılar. Biz onlardan bu hususla ilgili pekiştirilmiş kesin söz almıştık. Onlar ise bu ahdi çiğneyip bozdular.
Mazlum, uğramış olduğu zulüm ve kendisine zulmeden hakkında, kendi hakkını zulmeden kişiden alabileceğini umduğu kimseye durumunu anlatabilir, böyle yapması caizdir. Hatta mazlumun anlattıkları kendisine zulmedeni hoşnut etmese dahi böyle yapabilir.
Zalim olan kullarını cezalandırmaya gücü olmasına rağmen, Allah Subhanehu ve Tealâ'nın affettiği gibi, mazlum, hakkını zalimden alabilme gücü olmasına rağmen affetmeye teşvik edilmiştir.
Resûller arasında bazısına iman edip bazısına iman etmeme gibi bir ayrım yapmak caiz değildir. Bilakis hepsine iman etmek farzdır.