Allah Teâlâ, Mûsâ aleyhisselam'ın bebekliğini zikrettikten sonra, gençlik döneminden bahsederek şöyle buyurmuştur:
وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُۥ وَٱسۡتَوَىٰٓ ءَاتَيۡنَٰهُ حُكۡمٗا وَعِلۡمٗاۚ وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ 14
Bedeninin güçlendiği yaşa ulaşıp gücüne hâkim olunca peygamberlikten önce ona, İsrailoğulları'na gönderilen din hakkında anlayış ve ilim verdik. İtaat etmesinden ötürü Mûsâ’yı mükâfatlandıracağımız gibi, ihsan sahiplerini de her zaman ve her yerde mükâfatlandıracağız.
وَدَخَلَ ٱلۡمَدِينَةَ عَلَىٰ حِينِ غَفۡلَةٖ مِّنۡ أَهۡلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيۡنِ يَقۡتَتِلَانِ هَٰذَا مِن شِيعَتِهِۦ وَهَٰذَا مِنۡ عَدُوِّهِۦۖ فَٱسۡتَغَٰثَهُ ٱلَّذِي مِن شِيعَتِهِۦ عَلَى ٱلَّذِي مِنۡ عَدُوِّهِۦ فَوَكَزَهُۥ مُوسَىٰ فَقَضَىٰ عَلَيۡهِۖ قَالَ هَٰذَا مِنۡ عَمَلِ ٱلشَّيۡطَٰنِۖ إِنَّهُۥ عَدُوّٞ مُّضِلّٞ مُّبِينٞ 15
Mûsâ aleyhisselam insanların evlerinde dinlendikleri vakitte şehre girdi. Orada birbirine düşman olan ve birbiriyle kavga eden iki adam gördü. Biri İsrailoğulları'ndan, yani Mûsâ aleyhisselam'ın kavminden, diğeri ise Mûsâ’nın düşmanı Firavun'un kavmi olan Kıptîlerdendi. Kavminden olan kişi, düşmanı olan Kıptî'ye karşı kendisine yardım etmesini istedi. Mûsâ aleyhisselam da yumruğuyla Kıptî’ye vurdu. Vurduğu o yumruğun gücü sebebiyle onu öldürüverdi. Sonrasında Mûsâ aleyhisselam şöyle dedi: "Bu, şeytanın güzel göstermesi ve aldatmasıdır. Şüphesiz şeytan, kendisine tabi olan kimseler için saptıran, düşmanlığı apaçık olandır. Benden hasıl olan bu suç onun düşmanlığı ve beni saptırmak isteyen bir saptırıcı olması sebebiyle meydana gelmiştir."
قَالَ رَبِّ إِنِّي ظَلَمۡتُ نَفۡسِي فَٱغۡفِرۡ لِي فَغَفَرَ لَهُۥٓۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ 16
Mûsâ aleyhisselam Rabbine dua edip, kendisinden sadır olan suçu itiraf ederek şöyle dedi: "Rabbim! Şüphesiz ben bu Kıptî’yi öldürerek kendime zulmettim. Benim günahımı bağışla!” Bunun üzerine Allah Teâlâ, Mûsâ aleyhisselam’ı bağışladığını beyan etti. Şüphesiz O, kullarından tövbe edeni bağışlar ve onlara merhamet eder.
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَنۡعَمۡتَ عَلَيَّ فَلَنۡ أَكُونَ ظَهِيرٗا لِّلۡمُجۡرِمِينَ 17
Sonra Mûsâ aleyhisselam hakkında onun şöyle dua ettiğini haber verdi: "Rabbim! Beni nimetlendirdiğin kuvvet, hikmet ve ilimle, asla günahlarında mücrimlere yardım eden biri olmayacağım."
فَأَصۡبَحَ فِي ٱلۡمَدِينَةِ خَآئِفٗا يَتَرَقَّبُ فَإِذَا ٱلَّذِي ٱسۡتَنصَرَهُۥ بِٱلۡأَمۡسِ يَسۡتَصۡرِخُهُۥۚ قَالَ لَهُۥ مُوسَىٰٓ إِنَّكَ لَغَوِيّٞ مُّبِينٞ 18
Bir Kıptî'yi öldürmesinin ardından, korku içinde, neler olacağını gözetleyerek şehirde sabahladı. Bir de baktı ki daha dün Kıptî düşmanına karşı kendisinden yardım ve destek isteyen kişi, başka bir Kıptî'ye karşı yine yardım istiyor! Mûsâ aleyhisselam ona şöyle dedi: “Şüphesiz sen apaçık bir azgınlık ve sapıklık içindesin.”
فَلَمَّآ أَنۡ أَرَادَ أَن يَبۡطِشَ بِٱلَّذِي هُوَ عَدُوّٞ لَّهُمَا قَالَ يَٰمُوسَىٰٓ أَتُرِيدُ أَن تَقۡتُلَنِي كَمَا قَتَلۡتَ نَفۡسَۢا بِٱلۡأَمۡسِۖ إِن تُرِيدُ إِلَّآ أَن تَكُونَ جَبَّارٗا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا تُرِيدُ أَن تَكُونَ مِنَ ٱلۡمُصۡلِحِينَ 19
Mûsâ aleyhisselam kendisine ve İsrailoğulları'ndan olan kişiye düşman olan Kıptî'yi yakalamak istediği zaman, İsrailoğulları'ndan olan kişi, (إِنَّكَ لَغَوِيّٞ مُّبِينٞ) "Şüphesiz sen azgın birisin!" dediğini duyduğu Mûsâ’nın kendisini yakalamak istediğini zannederek Mûsâ’ya, "Daha dün bir kişiyi öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun? Sen, düşman olan kimselerin arasını ıslah eden bir kişi değil, ancak yeryüzünde insanları öldüren ve zulmeden zorba bir kişi olmak istiyorsun.” dedi.
وَجَآءَ رَجُلٞ مِّنۡ أَقۡصَا ٱلۡمَدِينَةِ يَسۡعَىٰ قَالَ يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّ ٱلۡمَلَأَ يَأۡتَمِرُونَ بِكَ لِيَقۡتُلُوكَ فَٱخۡرُجۡ إِنِّي لَكَ مِنَ ٱلنَّٰصِحِينَ 20
Bu haber yayılınca, şehrin diğer ucundan bir adam, Mûsâ aleyhisselam’ın yakalanmasından endişe ederek ona karşı merhametinden hızlıca geliverdi ve şöyle dedi: “Ey Mûsâ! Firavun'un kavminin ileri gelenleri senin öldürülmen için istişare ediyorlar. Çabuk bu ülkeyi terk et! Şüphesiz ben, sana merhamet ederek seni yakalayıp öldürmemeleri için sana nasihat ediyorum."
فَخَرَجَ مِنۡهَا خَآئِفٗا يَتَرَقَّبُۖ قَالَ رَبِّ نَجِّنِي مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ 21
Mûsâ aleyhisselam kendisine nasihat eden adamın sözünü yerine getirdi. Korku içinde o ülkeden çıktı ve başına ne geleceğini bekleyerek Rabbine şöyle dua etti: "Rabbim! Beni bu zalim topluluğun elinden kurtar, bana bir kötülükleri dokunmasın."
Günahı itiraf etmek duanın adabındandır.
Övülen şükür, kulu Rabbine itaat etmeye ve günahından uzaklaşmaya sevk eden şükürdür.
Bir müminin helak olmaktan kurtulması söz konusu olduğunda nasihat etmede acele etmenin önemi ifade edilmiştir.
Kurtuluş sebeplerini yerine getirmenin ve Allah Teâlâ’ya dua ederek sığınmanın farz olduğu belirtilmiştir.