فَإِذَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡحَسَنَةُ قَالُواْ لَنَا هَٰذِهِۦۖ وَإِن تُصِبۡهُمۡ سَيِّئَةٞ يَطَّيَّرُواْ بِمُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓۗ أَلَآ إِنَّمَا طَٰٓئِرُهُمۡ عِندَ ٱللَّهِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ 131
Firavun hanedanı ürünlerde bolluk, güzellik ve fiyatlarda ucuzluk görünce, "Hak ettiğimiz için ve sadece bize özel olarak bu bize verildi" derler. Eğer kendilerine bir felaket, kuraklık, kıtlık, hastalıkların artması ve başka musibetler gelirse Mûsâ ve onunla beraber olan İsrailoğulları'nı uğursuzluk sayarlardı. Gerçek o ki onların başına gelen bu uğursuzluğun hepsi her noksanlıktan münezzeh olan Allah Subhanehu ve Teâlâ'nın takdiridir; ne kendilerinin ne de Mûsâ aleyhisselam'ın bununla alakası vardır. Sadece onlara bu belanın gelmesi, Mûsâ aleyhisselam'ın onlara bedduasındandır fakat çoğu bunu bilmezler ve bu tür olayları Allah'tan başkasına isnat ederler.
وَقَالُواْ مَهۡمَا تَأۡتِنَا بِهِۦ مِنۡ ءَايَةٖ لِّتَسۡحَرَنَا بِهَا فَمَا نَحۡنُ لَكَ بِمُؤۡمِنِينَ 132
Firavun'un kavmi hakka karşı inat ederek Mûsâ aleyhisselam'a şöyle dediler: "Sen bize hangi mucize ve delili getirirsen getir, inandıklarımızın batıl olduğunu ispat etmek, bizi ondan çevirmek ve getirdiklerinin doğru olduğunu kabul etmemiz için hangi hücceti sunarsan sun bizler sana asla iman edecek değiliz."
فَأَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمُ ٱلطُّوفَانَ وَٱلۡجَرَادَ وَٱلۡقُمَّلَ وَٱلضَّفَادِعَ وَٱلدَّمَ ءَايَٰتٖ مُّفَصَّلَٰتٖ فَٱسۡتَكۡبَرُواْ وَكَانُواْ قَوۡمٗا مُّجۡرِمِينَ 133
Biz de onların yalanlamaları ve inatları üzerine ceza olarak bir tufan gönderdik. Bu tufan onların ekinlerini ve meyvelerini sular altında bıraktı. Mahsullerini yiyen çekirgeler, ekinlere zarar veren veya insanların saçlarında bulunup onlara zarar veren bitler/haşereler gönderdik. Bir de onların üzerlerine kurbağalar gönderdik. Bu kurbağalar bütün kaplara girip doluştu, yemeklerini bozdu ve uykularını kaçırdı. Ayrıca üzerlerine kan gönderdik, birden kuyu ve nehirlerdeki bütün sular kana dönüştü. Biz bütün bu mucizeleri ayrı ayrı açıklayıcı olarak, peşpeşe gönderdik. Başlarına gelen bütün bu cezalara rağmen yine Allah'a iman etmeye ve Mûsâ aleyhisselam'ın getirdiklerini tasdik etmeye karşı büyüklük tasladılar. Onlar günahkâr ve isyankâr bir kavimdiler. Hiçbir batıldan vazgeçmiyorlardı ve hidayet bulmak için hiçbir hakka da yönelmiyorlardı.
وَلَمَّا وَقَعَ عَلَيۡهِمُ ٱلرِّجۡزُ قَالُواْ يَٰمُوسَى ٱدۡعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِندَكَۖ لَئِن كَشَفۡتَ عَنَّا ٱلرِّجۡزَ لَنُؤۡمِنَنَّ لَكَ وَلَنُرۡسِلَنَّ مَعَكَ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ 134
Başlarına, adı geçen o azap gelince, Mûsâ aleyhisselam'a yönelerek şöyle dediler: "Ey Mûsâ! Seni peygamberlik vazifesiyle seçmesi, tövbe etmek kaydıyla bize isabet eden azabı kaldıracağına dair sana söz vermesi için Rabbine -bizim için- dua et. Şayet bunu bizden giderirse sana iman edeceğiz, muhakkak İsrailoğulları'nı seninle beraber göndereceğiz ve onları serbest bırakacağız."
فَلَمَّا كَشَفۡنَا عَنۡهُمُ ٱلرِّجۡزَ إِلَىٰٓ أَجَلٍ هُم بَٰلِغُوهُ إِذَا هُمۡ يَنكُثُونَ 135
Suda boğulup helak olmadan önce belirli müddete kadar azabı onlardan kaldırdığımızda, iman edeceklerine ve İsrailoğulları'nı göndereceklerine dair verdikleri sözlerini bozdular. Küfürlerine devam ettiler ve Mûsâ aleyhisselam ile İsrailoğulları'nı serbest bırakıp göndermekten vazgeçtiler.
فَٱنتَقَمۡنَا مِنۡهُمۡ فَأَغۡرَقۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡيَمِّ بِأَنَّهُمۡ كَذَّبُواْ بَِٔايَٰتِنَا وَكَانُواْ عَنۡهَا غَٰفِلِينَ 136
Helak edilmeleri için belirlenen zaman gelince, ayetlerimizi yalanlamaları ve o ayetlerin işaret ettiği hakkında hiçbir şüphe bulunmayan hakkı yalanlamaları sebebiyle denizde boğmak suretiyle üzerlerine gazabımızı indirdik.
وَأَوۡرَثۡنَا ٱلۡقَوۡمَ ٱلَّذِينَ كَانُواْ يُسۡتَضۡعَفُونَ مَشَٰرِقَ ٱلۡأَرۡضِ وَمَغَٰرِبَهَا ٱلَّتِي بَٰرَكۡنَا فِيهَاۖ وَتَمَّتۡ كَلِمَتُ رَبِّكَ ٱلۡحُسۡنَىٰ عَلَىٰ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ بِمَا صَبَرُواْۖ وَدَمَّرۡنَا مَا كَانَ يَصۡنَعُ فِرۡعَوۡنُ وَقَوۡمُهُۥ وَمَا كَانُواْ يَعۡرِشُونَ 137
Firavun ve kavminin hor gördüğü İsrailoğulları'nı yeryüzünün doğu ve batısına (burası ile Şam bölgesi kastedilmiştir) mirasçı kıldık. Yüce Allah'ın bereketli kıldığı bu bölge ekilen ekin ve meyvelerin en güzel olduğu yerdir. Ey Resûl! Rabbinin onlara verilen güzel sözü Allah Teâlâ'nın şu buyruğunda zikredilmiştir: (وَنُرِيدُ أَن نَّمُنَّ عَلَى ٱلَّذِينَ ٱسۡتُضۡعِفُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَنَجۡعَلَهُمۡ أَئِمَّةٗ وَنَجۡعَلَهُمُ ٱلۡوَٰرِثِينَ) "Biz ise, ülkede güçsüz bırakılanlara iyilik etmek, onları önderler yapmak ve onları oraya mirasçı kılmak istiyoruz." (Kasas Suresi: 5) Firavun'un ve kavminin vermiş olduğu sıkıntılara sabırları sebebiyle Allah Teâlâ onları yeryüzünde güçlendirdi. Firavun'un yapmakta olduğu saraylarını ve yetiştirdiği bahçelerini de helak ettik.
Hayır, şer, iyilik ve kötülüklerin hepsi Yüce Allah'ın kazası ve kaderi iledir. Bunların hiçbiri Allah'ın kaza ve kaderinden çıkmaz.
İnsanların başa gelen zorluk, sıkıntı ve musibetler anında Allah'a sığınmaları fitrî imanlarının onları harekete geçirmesinin bir sonucudur.
Müminlerin, Yüce Allah'ın ayet ve yarattıklarındaki sünnetini, bunların neden ve sonuçlarını düşünüp tefekkür etmesi gerekir.
Yüce Allah'ın azim olan kuvveti karşısında fert ve devletlerin kuvveti yok olmaya mahkumdur. Allah'a iman etmek bütün kuvvetlerin kaynağıdır.
Allah Teâlâ, sabreden mümin kullarını zulme uğramalarının ardından yeryüzünde kuvvet sahibi kılar.