وَأَنَا ٱخۡتَرۡتُكَ فَٱسۡتَمِعۡ لِمَا يُوحَىٰٓ 13
(Ey Mûsâ!) Risaletimi ulaştırmak için seni seçtim. O halde sana vahyolunanı dinle.
إِنَّنِيٓ أَنَا ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱعۡبُدۡنِي وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِذِكۡرِيٓ 14
"Şüphesiz ki Ben, Benden başka hak ilah olmayan Allah'ım. O halde yalnızca Bana ibadet et ve Beni anmak için en mükemmel şekilde namazını eda et."
إِنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِيَةٌ أَكَادُ أُخۡفِيهَا لِتُجۡزَىٰ كُلُّ نَفۡسِۢ بِمَا تَسۡعَىٰ 15
Şüphesiz ki kıyamet gelip vuku bulacaktır. Hiçbir canlı, vaktini bilmesin diye neredeyse onu büsbütün gizleyecektim. İnsanlar peygamberin kendilerine haber vermesiyle onun alametlerini bilirler. Kıyamet gelecek ve her nefis hayır ya da şer olarak yaptığının karşılığını alacaktır.
فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنۡهَا مَن لَّا يُؤۡمِنُ بِهَا وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ فَتَرۡدَىٰ 16
Kâfirlerden kıyamete iman etmeyen ve haramlar hususunda nefsinin arzusuna uyan kimseler, seni onu tasdik edip salih amellerle ona hazırlık yapmaktan sakın alıkoymasın. Yoksa bundan dolayı helak olursun.
وَمَا تِلۡكَ بِيَمِينِكَ يَٰمُوسَىٰ 17
Sağ elinde olan şey nedir ey Mûsâ?
قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّؤُاْ عَلَيۡهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَىٰ غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مََٔارِبُ أُخۡرَىٰ 18
Mûsâ aleyhisselam şöyle dedi: "O benim asamdır. Yürürken ona dayanırım. Onunla ağaçlara vurarak silkelerim. Böylece ağaç yaprakları koyunlarım için yere düşer. Ayrıca benim için onda söylediklerimden başka faydalar da vardır."
قَالَ أَلۡقِهَا يَٰمُوسَىٰ 19
Yüce Allah şöyle buyurdu: "Onu at ey Mûsâ!"
فَأَلۡقَىٰهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةٞ تَسۡعَىٰ 20
Mûsâ onu yere attı, asa bir anda hızlıca ve çabuk hareket eden bir yılana dönüştü.
قَالَ خُذۡهَا وَلَا تَخَفۡۖ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا ٱلۡأُولَىٰ 21
Yüce Allah, Mûsâ aleyhisselam'a şöyle buyurdu: "Asanı al. Onun yılana dönüşmesinden korkma. Onu aldığında ilk haline geri döndüreceğiz."
وَٱضۡمُمۡ يَدَكَ إِلَىٰ جَنَاحِكَ تَخۡرُجۡ بَيۡضَآءَ مِنۡ غَيۡرِ سُوٓءٍ ءَايَةً أُخۡرَىٰ 22
Elini koltuğunun altına sok, ikinci bir mucize olarak abraş hastalığı olmadan bembeyaz çıksın.
لِنُرِيَكَ مِنۡ ءَايَٰتِنَا ٱلۡكُبۡرَى 23
(Ey Mûsâ!) Biz sana bu iki ayeti gösterdik. Çünkü bu iki büyük ayet, kudretimize delalet eden büyük ayetlerimizin bir kısmıdır. Bir de Yüce Allah katından gönderilmiş bir resûl olduğunu gösteren birer mucizedir.
ٱذۡهَبۡ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ 24
(Ey Mûsâ!) Firavun'a git. Şüphesiz ki o küfürde haddi aşmış ve Allah'a isyan etmiştir.
قَالَ رَبِّ ٱشۡرَحۡ لِي صَدۡرِي 25
Mûsâ aleyhisselam dedi ki: "Rabbim! Eziyetlere sabretmem için gönlümü genişlet."
وَيَسِّرۡ لِيٓ أَمۡرِي 26
Bana işimi kolaylaştır.
وَٱحۡلُلۡ عُقۡدَةٗ مِّن لِّسَانِي 27
Düzgün bir dille konuşmaya beni muktedir kıl!
يَفۡقَهُواْ قَوۡلِي 28
Senin risaletini onlara ulaştırdığımda sözümü iyi anlasınlar.
وَٱجۡعَل لِّي وَزِيرٗا مِّنۡ أَهۡلِي 29
Ailemden bana bir yardımcı ver, işlerimde bana yardımcı olsun.
هَٰرُونَ أَخِي 30
Kardeşim Harun b. İmran'ı (bana yardımcı olsun).
ٱشۡدُدۡ بِهِۦٓ أَزۡرِي 31
Onunla sırtımı güçlü kıl.
وَأَشۡرِكۡهُ فِيٓ أَمۡرِي 32
Risaleti (tebliğ etmede) onu bana ortak kıl.
كَيۡ نُسَبِّحَكَ كَثِيرٗا 33
Ta ki Seni çokça tesbih edelim.
وَنَذۡكُرَكَ كَثِيرًا 34
Ve Seni çokça zikredip analım.
إِنَّكَ كُنتَ بِنَا بَصِيرٗا 35
Şüphesiz ki Sen bizi görmektesin, bizim hiçbir işimiz Sana gizli kalmaz.
قَالَ قَدۡ أُوتِيتَ سُؤۡلَكَ يَٰمُوسَىٰ 36
Allah Teâlâ, "Ey Mûsâ! Talep ettiğin şeyi sana verdik." buyurdu.
وَلَقَدۡ مَنَنَّا عَلَيۡكَ مَرَّةً أُخۡرَىٰٓ 37
Ant olsun, Biz sana bir kere daha lütufta bulunmuştuk.
Önemli işlere güzel bir şekilde kulak vermek gerekir. Zira en önemli konu Yüce Allah'ın katından inen vahiydir.
Mûsâ aleyhisselam'a inen ilk vahiy, itikadî konuda iki temel prensibi içermektedir. Bu iki esas, Yüce Allah'ın birliğini ikrar etmek ve (kıyamet) saatine iman etmektir. İmandan sonra en önemli farz ise namazdır.
Hedefe ulaşmak için davetçilerin yardımlaşma ve dayanışma içinde olması gerekir. Yüce Allah, dini ulaştırmada Mûsâ aleyhisselam'a yardımcı olması için kardeşi Harun'u peygamber kılmıştır.
Davetçinin sahip olduğu en önemli özellik, davet ettiği kimselere davetini anlatmadaki maharetidir.