يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ إِذَا جَآءَكَ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتُ يُبَايِعۡنَكَ عَلَىٰٓ أَن لَّا يُشۡرِكۡنَ بِٱللَّهِ شَيۡٔٗا وَلَا يَسۡرِقۡنَ وَلَا يَزۡنِينَ وَلَا يَقۡتُلۡنَ أَوۡلَٰدَهُنَّ وَلَا يَأۡتِينَ بِبُهۡتَٰنٖ يَفۡتَرِينَهُۥ بَيۡنَ أَيۡدِيهِنَّ وَأَرۡجُلِهِنَّ وَلَا يَعۡصِينَكَ فِي مَعۡرُوفٖ فَبَايِعۡهُنَّ وَٱسۡتَغۡفِرۡ لَهُنَّ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٞ 12
(Ey Peygamber!) Mümin kadınlar, -Mekke’nin fethinde olduğu gibi- Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmamak, bilakis sadece O’na kulluk etmek, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, cahiliye âdetinde olduğu gibi çocuklarını öldürmemek, yalan uydurarak eşlerine zinadan çocuklar isnat etmemek ve ağıt yakıp saç baş yolarak ağlamamak şeklindeki emirlerin üzere, iyi ve doğru işlerde sana isyan etmeyip beyat etmek için sana geldiklerinde onların beyatını kabul et. Sana beyat etmelerinden sonra onların günahlarının bağışlanması için Allah’tan af dile. Şüphesiz Allah, tövbe eden kullarının günahlarını çokça örtüp bağışlayandır, onlara karşı çok merhametlidir.
Bu surenin başı, Yüce Allah'ın düşmanlarını dost edinme konusunda sakındırma ile başladığı gibi sonu da daha önce zikri geçen sakındırmanın pekiştirildiği bir sakındırma ile son bulmuştur. Bundan dolayı Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَوَلَّوۡاْ قَوۡمًا غَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡ قَدۡ يَئِسُواْ مِنَ ٱلۡأٓخِرَةِ كَمَا يَئِسَ ٱلۡكُفَّارُ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡقُبُورِ 13
Ey Allah'a iman edip Allah'ın kendilerine gönderdiği dinle amel edenler! Ahirete iman etmeyen ve Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir kavmi dost edinmeyin. Zira onlar, ahireti inkâr etmeleri sebebiyle kabirlerdekilerin yeniden dirilmesinden ümit kestikleri gibi ahiretten de ümit kesmişlerdir.
سورة Medenî
Müminler, Allah'ın dinine yardım etmeye teşvik edilmiştir.
سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ 1
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya yakışmayan/layık olmayan her türlü şeyden O'nu tenzih ederler ve yüceltirler. O, Azîz'dir/hiç kimsenin galip gelemeyeceği mutlak galiptir, yaratmasında, şeriatinde ve takdir etmesinde çok hikmet sahibidir.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفۡعَلُونَ 2
Ey Allah'a iman edenler! Gerçekte yapmadığınız şeyler için niçin yaptık diyorsunuz? Bu tıpkı, sizden birinin "Filan ile kılıç kılıca şöyle şöyle vuruştum" demesi gibidir. Hâlbuki o, kılıcıyla kimseyle vuruşmamıştır.
كَبُرَ مَقۡتًا عِندَ ٱللَّهِ أَن تَقُولُواْ مَا لَا تَفۡعَلُونَ 3
Yapamayacağınız bir şeyi söylemek, Allah katında nefret edilen büyük bir şeydir. Bir mümine, ancak Allah'a karşı doğru olması ve amelinin de sözünü doğrulaması yakışır. (Yani amel etmesi gerekir.)
إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلَّذِينَ يُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِهِۦ صَفّٗا كَأَنَّهُم بُنۡيَٰنٞ مَّرۡصُوصٞ 4
Şüphesiz Yüce Allah, kendi yolunda, rızasını kazanmak arzusuyla yan yana birbirine kenetlenmiş bir yapı gibi saf halinde savaşan müminleri sever.
Allah Teâlâ, savaşı zikrettikten ve yolunda birbirine kenetlenerek savaşan müminleri övdükten sonra, Mûsâ ile İsa aleyhimesselam'ın kavimlerinin, peygamberlerine karşı olan muhalefetlerini, müminleri peygamberlerine karşı gelmekten sakındırmak için zikretmiş ve şöyle buyurmuştur:
وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦ يَٰقَوۡمِ لِمَ تُؤۡذُونَنِي وَقَد تَّعۡلَمُونَ أَنِّي رَسُولُ ٱللَّهِ إِلَيۡكُمۡۖ فَلَمَّا زَاغُوٓاْ أَزَاغَ ٱللَّهُ قُلُوبَهُمۡۚ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡفَٰسِقِينَ 5
(Ey Peygamber!) Mûsâ aleyhisselam'ın, kavmine şöyle dediği zamanı hatırla: "Ey kavmim! Benim size gönderilen Allah’ın elçisi olduğumu bildiğiniz halde ne diye emirlerime muhalefet ederek bana eziyet ediyorsunuz?" Onlar kendilerine gelen haktan meyledip sapınca, Allah da onların kalplerini haktan ve doğru yoldan saptırdı. Yüce Allah, itaatinden çıkan bir kavmi hakka iletmez.
Yöneticiye işitme, itaat etme ve takva hususunda müminlerin biat etmelerinin meşrûluğu beyan edilmiştir.
Fiillerde doğruluğun gerekliliği ile fiillerin sözlere uymasının gerekliliği beyan edilmiştir.
Allah Teâlâ, kul için hayrı ve şerri açıklamıştır. Eğer kul, eğriliği ve sapıklığı seçecek olursa şüphesiz Allah onu, eğriliğinin ve sapıklığının artmasıyla cezalandıracaktır.