وَمَا تَسَۡٔلُهُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۚ إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرٞ لِّلۡعَٰلَمِينَ 104
Eğer akletseydiler sana iman ederlerdi. Çünkü sen (ey Resûl!) Kur'an'dan ve davet ettiğin şeyden dolayı onlardan bir karşılık talep etmedin. Kur'an bütün insanlara öğütten başka bir şey değildir.
وَكَأَيِّن مِّنۡ ءَايَةٖ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ يَمُرُّونَ عَلَيۡهَا وَهُمۡ عَنۡهَا مُعۡرِضُونَ 105
Göklerde ve yerde yayılmış halde Allah Subhânehu ve Teâlâ'nın birliğine delalet eden çokça ayetler vardır. İnsanlar onların üzerinden geçer, onları düşünüp ibret almadan yüz çevirirler. Onlara bakmadan geçip giderler.
وَمَا يُؤۡمِنُ أَكۡثَرُهُم بِٱللَّهِ إِلَّا وَهُم مُّشۡرِكُونَ 106
İnsanların çoğu yüce Allah'ın yaratan, rızık veren, yaşatan, öldüren olduğuna iman ederler ancak O'nunla birlikte putlara ve ilah edindikleri diğer varlıklara ibadet ederler. Allah Subhânehu ve Teâlâ'nın bir oğlu olduğunu iddia ederler.
أَفَأَمِنُوٓاْ أَن تَأۡتِيَهُمۡ غَٰشِيَةٞ مِّنۡ عَذَابِ ٱللَّهِ أَوۡ تَأۡتِيَهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغۡتَةٗ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ 107
Bu müşrikler dünyada onları yerin dibine batıracak ve def edemeyecekleri azaptan ya da aniden kıyametin kopmasından emin mi oldular? Onlar kıyametin geleceğini hissetmiyorlar da onun için mi hazırlık yapmıyorlar, bunun için mi iman etmiyorlar?
قُلۡ هَٰذِهِۦ سَبِيلِيٓ أَدۡعُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِۚ عَلَىٰ بَصِيرَةٍ أَنَا۠ وَمَنِ ٱتَّبَعَنِيۖ وَسُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ 108
(Ey Resûl!) Davet ettiğin kimselere de ki: Bu benim insanları apaçık delille davet ettiğim yolumdur. Bana tabi olanlar, benim yolumu izleyenler ve sünnetim üzerine hareket edenler de bu yola davet ederler. Allah Subhânehû ve Teâlâ, kendisine nispet ettikleri, kemalini nefyeden ve celaline yakışmayan hususlardan münezzehtir. Allah'a şirk koşanlardan değilim. Bilakis ben, Allah Subhânehû ve Teâlâ'yı tevhid edenlerden, birleyenlerdenim.
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ إِلَّا رِجَالٗا نُّوحِيٓ إِلَيۡهِم مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡقُرَىٰٓۗ أَفَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَيَنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۗ وَلَدَارُ ٱلۡأٓخِرَةِ خَيۡرٞ لِّلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ 109
(Ey Resûl!) Senden önce insanlardan sadece erkek olan peygamberler gönderdik, melek göndermedik. Sana vahyettiğimiz gibi onlara da vahyettik. Onlar çöl halkı olan bedevîler değil şehir halkıydı. Kavimleri onları yalanladı, Biz de onları helak ettik. Seni yalanlayanlar yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden önce yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu düşünüp ibret almazlar mı? Ahiret yurdundaki nimetler dünyada Allah'tan korkan takva sahipleri için daha hayırlıdır. Emirlerini yerine getirip (bunun en büyüğü iman etmektir) yasaklarından sakınarak (bunun en büyüğü Allah'a şirk koşmaktır) Allah'tan korkmanın sizin için daha hayırlı olduğunu akletmeyecek misiniz?
حَتَّىٰٓ إِذَا ٱسۡتَيَۡٔسَ ٱلرُّسُلُ وَظَنُّوٓاْ أَنَّهُمۡ قَدۡ كُذِبُواْ جَآءَهُمۡ نَصۡرُنَا فَنُجِّيَ مَن نَّشَآءُۖ وَلَا يُرَدُّ بَأۡسُنَا عَنِ ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ 110
(Kavimlerine) gönderdiğimiz peygamberlerin düşmanlarına mühlet verdik. Onlara istidrâc olması için (azaplarını arttırmak için kendisine isyan edenlere Allah'ın nimetlerini arttırmasıdır) cezalarını vermede acele etmiyoruz. Onların helak olması geciktiğinde peygamberler onların helak olmasından ümitlerini kestiler. Kâfirler kendilerine gönderilen resûllerin yalancılar için va'dettikleri azabın ve müminlerin kurtulmasının yalan olduğunu zannettiklerinde resûllerimize yardımımız geldi. Yalancılar için meydana gelecek helakten resûlleri ve müminleri kurtardık. Günahkâr topluluğa azabımızı indirdiğimizde bunu onlardan kimse geri çeviremez.
لَقَدۡ كَانَ فِي قَصَصِهِمۡ عِبۡرَةٞ لِّأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِۗ مَا كَانَ حَدِيثٗا يُفۡتَرَىٰ وَلَٰكِن تَصۡدِيقَ ٱلَّذِي بَيۡنَ يَدَيۡهِ وَتَفۡصِيلَ كُلِّ شَيۡءٖ وَهُدٗى وَرَحۡمَةٗ لِّقَوۡمٖ يُؤۡمِنُونَ 111
Peygamberlerin ümmetlerinden aklıselim sahipleri için, Yusuf ve kardeşlerinin kıssalarında öğütler vardır. Kur'an, Allah adına yalan ve uydurma sözü içermez. Ancak Allah katından indirilen semavî kitapları tasdik eden, hüküm ve kuralların açıklanmasında ihtiyaç duyulan her şeyi tafsilatlı bir şekilde açıklar. Her hayır için yol gösterici ve kendisine iman eden topluluk için bir rahmettir. İşte bu kimseler onda bulunandan istifade ederler.
Davetçi kimse kulların kalplerini değiştirme ve itaatlere yöneltme yetkisine sahip değildir. Şüphesiz ki insanların çoğu hidayet ehlinden değildir.
Yeryüzünde açıkça görülen ve yüce Allah'ın birliğine delalet eden kevnî ayetlerden yüz çevirenler yerilmiştir.
...قُلۡ هَٰذِهِۦ سَبِيلِيٓ "De ki: Bu benim yolumdur..." ayeti davetin bazı rükünlerini içermektedir. Bu rükünlerden bazıları şunlardır: a) Davetin bir metodu bulunmaktadır: ((أَدۡعُوٓاْ) إِلَى ٱللَّهِ) "Allah'a davet ederim." b) Bu metodun ilim üzere olması gerekir: (عَلَىٰ بَصِيرَةٍ) "Basiretle." c) Davetçi tarafından olması gerekir: (أَنَا۠) "Ben," (أَدۡعُوٓاْ) "Davet ediyorum." d) Davet edilenlerin olması gerekir: (وَمَنِ ٱتَّبَعَنِي) "Bana uyanlar."