إِنَّهُۥ ظَنَّ أَن لَّن يَحُورَ 14
Doğrusu o, ölümünden sonra tekrar hayata dönmeyeceğini zannetti.
بَلَىٰٓۚ إِنَّ رَبَّهُۥ كَانَ بِهِۦ بَصِيرٗا 15
Elbette dönecek. Allah onu ilk defa yarattığı gibi tekrar hayata döndürecektir. Şüphesiz Rabbi onun durumunu görüyordu, bu hususta hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Ona, yaptıklarının karşılığını verecektir.
فَلَآ أُقۡسِمُ بِٱلشَّفَقِ 16
Yüce Allah, Güneş battıktan sonra ufukta oluşan kızıllığa yemin etti.
وَٱلَّيۡلِ وَمَا وَسَقَ 17
Geceye ve içinde toplananlara yemin etti.
وَٱلۡقَمَرِ إِذَا ٱتَّسَقَ 18
Toplanıp tamamlandığı ve dolunay olduğunda Ay’a yemin etti.
لَتَرۡكَبُنَّ طَبَقًا عَن طَبَقٖ 19
(Ey insanlar!) Sizler bir halden başka bir hale geçeceksiniz. Önce bir damla meni, sonra bir kan pıhtısı, sonra da bir et parçası. Önce hayat, sonra ölüm, sonra da yeniden dirileceksiniz.
فَمَا لَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ 20
O halde bu kâfirlere ne oluyor da Allah’a ve ahiret gününe iman etmiyorlar?
وَإِذَا قُرِئَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقُرۡءَانُ لَا يَسۡجُدُونَۤ۩ 21
Onlara Kur'an okunduğu zaman Rablerine secde etmiyorlar.
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يُكَذِّبُونَ 22
Aksine, kâfirler, peygamberlerinin onlara getirdiklerini yalanlıyorlar.
وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا يُوعُونَ 23
Allah, onların kalplerinin sakladıklarını çok iyi bilir. Yaptıklarından hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
فَبَشِّرۡهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ 24
(Ey Peygamber!) Sen, onları bekleyen acı verici azabı kendilerine haber ver.
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمۡ أَجۡرٌ غَيۡرُ مَمۡنُونِۢ 25
Allah'a iman eden ve salih ameller işleyenler ise bundan müstesnadır. Onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır ki bu da cennettir.
سورة Mekkî
Allah'ın gücü, bu gücün her şeyi kapsayıp kuşatması, veli kullarına olan yardımı ve düşmanlarını perişan etmesi beyan edilmiştir.
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلۡبُرُوجِ 1
Allah Teâlâ, Güneş’in, Ay’ın ve diğer yıldızların yörüngelerini barındıran gökyüzüne yemin etmiştir.
وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡمَوۡعُودِ 2
Yüce Allah, içinde bütün varlıkları toplayacağını va'dettiği kıyamet gününe yemin etmiştir.
وَشَاهِدٖ وَمَشۡهُودٖ 3
Ümmeti hakkında şahitlik eden peygamber gibi bütün şahitlere ve haklarında peygamberinin şahitlik ettiği ümmetler gibi bütün şahitlik edilenlere yemin etmiştir.
قُتِلَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡأُخۡدُودِ 4
Toprağa büyük bir çukur kazan o kimselere lanet olsun.
ٱلنَّارِ ذَاتِ ٱلۡوَقُودِ 5
Onlar hendeklerin içinde ateş yakıp müminleri canlı canlı ateşe attılar.
إِذۡ هُمۡ عَلَيۡهَا قُعُودٞ 6
Onlar ateşle dolu o çukurun kenarında oturmuşlardı.
وَهُمۡ عَلَىٰ مَا يَفۡعَلُونَ بِٱلۡمُؤۡمِنِينَ شُهُودٞ 7
Orada hazır bulunarak müminlere yapılan işkence ve kötü muameleyi seyretmekte idiler.
وَمَا نَقَمُواْ مِنۡهُمۡ إِلَّآ أَن يُؤۡمِنُواْ بِٱللَّهِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَمِيدِ 8
O kâfirler, müminleri, hiç kimsenin kendisine galip gelemeyeceği Aziz/mutlak galip olan ve her konuda övülen Allah'a iman etmeleri dışında başka bir şeyden dolayı kınamadılar.
ٱلَّذِي لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ شَهِيدٌ 9
Göklerin ve yeryüzünün mülkü bir tek O'na aittir. O, her şeyden haberdardır, kullarının yaptıklarından hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
إِنَّ ٱلَّذِينَ فَتَنُواْ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ ثُمَّ لَمۡ يَتُوبُواْ فَلَهُمۡ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمۡ عَذَابُ ٱلۡحَرِيقِ 10
Mümin erkek ve kadınlara; onları bir olan Allah’a iman etmekten döndürmek için ateşle işkence eden, sonra da günahlarından Allah’a tövbe etmeyenler için kıyamet günü cehennem azabı vardır. Müminleri ateşte yakmalarının bir karşılığı olarak onları yakacak olan ateşin azabı vardır.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمۡ جَنَّٰتٞ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۚ ذَٰلِكَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡكَبِيرُ 11
Allah’a iman eden ve salih amel işleyenler için saraylarının ve ağaçlarının altından ırmaklar akan cennetler vardır. Onlara hazırlanmış olan bu karşılık, başka hiçbir başarının yaklaşamadığı en büyük başarıdır.
Müminlerin imtihanı imanlarının ölçüsüne göre olur.
İmanın selametini bedenin selametine tercih etmek, kıyamet günü kurtuluşun alametlerindendir.
Şartlarına uygun olarak yapılan tövbe, kendinden önceki her şeyi yok eder.