سورة Medenî
Yüce Allah'a teslim olmak, İslam dinini yeryüzünde hakim kılmaya çalışmak ve İsrailoğulları'nın halinden sakındırmak emredilmiştir.
Surede İsrailoğulları'nda bulunan bir inekle ilgili kıssadan bahsedildiği için bu sureye "Bakara suresi" denilmiştir. Bu surede, Allah'ın emrini uygulamada acele etmenin farz olduğuna işaret vardır. Aksine davranıp da Yahudilerin yaptığı gibi oyalanmamak gerekir.
الٓمٓ 1
(الٓمٓ) {Elif, Lâm, Mîm} Kur'an-ı Kerim'in bazı surelerine bu harflerle başlanmıştır. Bunlar alfabetik harfler olup, (Elif, be, te ve diğerleri) gibi tek başına geldiklerinde bir manası bulunmamaktadır. Bu harflerde hikmetler ve gizli manalar vardır. Zaten Kur'an'da hikmetsiz hiçbir şey yoktur. En önemli hikmetlerinden biri de bildikleri ve kendisi ile konuştukları harflerden oluşan bu Kur'an ile meydan okumaktır. Bu surede olduğu gibi genellikle bu (harflerin) sonrasında Kur'an-ı Kerim'in zikri gelmektedir.
ذَٰلِكَ ٱلۡكِتَٰبُ لَا رَيۡبَۛ فِيهِۛ هُدٗى لِّلۡمُتَّقِينَ 2
Bu azametli Kur'an'ın indirilmesinde de lafzında da manasında da hiçbir şüphe yoktur. O, Allah'ın kelamıdır. Takva sahiplerine, Allah'a ulaştıran yolu gösterir.
ٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡغَيۡبِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ 3
Onlar (takva sahipleri) gayba inanırlar. Gayb; Allah'ın ya da Resûlünün haber verdiği, bize gizli kalıp duyularla hissedilmeyen -Ahiret günü- gibi her şeydir. Onlar, Allah'ın emrettiği şekilde şartlarına, rükünlerine, vaciplerine ve sünnetlerine uygun olarak namazı dosdoğru kılan kimselerdir. Onlar, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği şeylerden, Allah'ın sevabını umarak, zekât gibi verilmesi farz olan veya sadaka gibi farz olmayan şekilde infak ederler. Ey Peygamber! Onlar Allah'ın sana ve senden önce gönderdiği bütün peygamberlere -aleyhimusselam- indirdiği vahye ayırt etmeksizin iman ederler. Ve onlar ahirete, orada verilecek olan sevaba ve cezaya kesin bir inançla iman ederler.
وَٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبۡلِكَ وَبِٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ يُوقِنُونَ 4
Onlar (takva sahipleri) gayba inanırlar. Gayb; Allah'ın ya da Resûlünün haber verdiği, bize gizli kalıp duyularla hissedilmeyen -Ahiret günü- gibi her şeydir. Onlar, Allah'ın emrettiği şekilde şartlarına, rükünlerine, vaciplerine ve sünnetlerine uygun olarak namazı dosdoğru kılan kimselerdir. Onlar, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği şeylerden, Allah'ın sevabını umarak, zekât gibi verilmesi farz olan veya sadaka gibi farz olmayan şekilde infak ederler. Ey Peygamber! Onlar Allah'ın sana ve senden önce gönderdiği bütün peygamberlere -aleyhimusselam- indirdiği vahye ayırt etmeksizin iman ederler. Ve onlar ahirete, orada verilecek olan sevaba ve cezaya kesin bir inançla iman ederler.
أُوْلَٰٓئِكَ عَلَىٰ هُدٗى مِّن رَّبِّهِمۡۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ 5
İşte bu vasıfları taşıyan kimseler dosdoğru yolda sebat edip ilerleyen kimselerdir. Onlar dünya ve ahirette ümit ettiklerine nail olup, korktuklarından emin olan kazançlı kimselerdir.
Şüpheyi def etmedeki mutlak güvenin Allah katından olduğuna delalet eder. Nitekim, hiçbir canlı bunu kendi sözleriyle iddia edemez.
Kur'an-ı Kerim'de belirtilen bu azametli hidayet yollarından, ancak Allah Teâlâ'dan hakkıyla korkan ve O'nu tazim eden kimseler faydalanır.
Gayba iman etmenin en büyük mertebelerinden biri de sadece Allah Teâlâ'nın bildiği ve Resûlünün Allah Subhanehu ve Teâlâ hakkında haber verdiği her hususta O'na teslim olmaktır.
Allah Teâlâ birçok yerde namaz ile zekâtı bir arada zikretmiştir. Çünkü namaz, yüce Allah'a ihlas ile bağlanmak, zekât ise kullara ihsanda bulunmaktır. Bu ikisi saadet ve kurtuluşun adresidir.
Allah Teâlâ'ya iman etmek ve salih ameller işlemek; dünyada hidayete ve başarılı olmaya, ahirette de kurtuluşa ve kazanca vesile olur.